Bugün havuza girmek için rapor isteyen bir yüzücüye hangi stilde yüzdüğünü sordum.Sırtüstü yüzüyormuş. “Ben sırtüstü yüzdüğümde yüzüme çok su geliyor, rahatsız olup bırakıyorum, siz nasıl su sıçratmadan yüzebiliyorsunuz?” dedim.“Teknikle ilgili bir şey, elleri bilekten kırmak gerekiyor, böylece suya girerken ve çıkarken fazla su kalkmıyor” dedi.“Kelebek yüzme de bana çok zor geliyor, onun püf noktası nedir?” dedim.“Kelebek stilde bütün işi bel kasları yapıyor, sudan çıkıp girmenin yanı sıra kolları ve ayakları senkronize çırpmak da önemli ama ve suyun içinde dalgalanma hareketini yapan kaslar esas olarak bel bölgesinde. O kasları güçlendirmek lazım” dedi. Herhangi bir rahatsızlığı bulunmadığından istediği raporu verdim
Bugün devletten emekli olup şimdi özel dershanede ders vermekte olan bir öğretmen ilaç yazdırmaya geldi. Son günlerde sınava hazırlanan ve dershaneye giden öğrenciler sık sık bunaltı yakınması ile başvurduklarından, kendisine “Dersaneye gitmeden sınav kazanmak mümkün değil midir?” diye sordum. “Çok zor” dedi. “Neden peki, sınavlarda derste öğretilenler sorulmuyor mu?” dedim. “Bu bakanlığın hatası. Ders programları çok kötü hazırlanmış, konuların birbiriyle bağlantısı yok. Öğrenci 9. sınıfta öğrendiği konuyla 10. sınıfta öğrendiği konunun birbiri ile bağlantısını kuramıyor. Dershane esas olarak bu işlevi görüyor, tabi test tekniğini de öğretiyor, o ayrı” dedi. “Bir örnek verir misiniz?” dedim.
“ÖSYM öyle sorular soruyor ki, doğru yanıtı bulmak için değişik sınıflarda öğretilen bilgileri birleştirmek gerekiyor. Örneğin sindirim sitemi ile ilgili bir soruda öğrenci, ağızdaki enzimleri, gıdaların yapıtaşlarını, enzimlerin ortamın pH’ı ile ilgilerini bilmek ve kafasında birbiriyle ilişkilendirmek zorunda” dedi. “Yine de dershaneye gitmeden olmaz mı?” diye üsteledim.
“Eğer öğrenci evde disiplinli bir şekilde çalışabiliyorsa olabilir, ama zor. Süre tutarak test çözmesi lazım, dershane esas olarak disiplinli çalışmayı sağlıyor. Aslında bu çok kötü bir sistem, keşke bütün dershaneler kapansa, ama sistem böyle kurulmuş. Benim de kızlarım üniversiteye hazırlanırken dershaneye gittiler.” dedi.
Bugün Paintball sahasında çalışmak için sağlık raporu almaya gelen bir beye bu oyunun nasıl oynandığını sordum.Profesyonel maçlarda iki takım 5 dakika süre ile engebeler oluşturulmuş bir arazide birbirlerine karşı saldırıp karşı tarafın arkasındaki bayrağı almaya çalışıyormuş. Havalı tüfeklerle ve gıda boyası içeren yuvarlak kapsüllerle yapılan atışlarda vurulan safdışı kalıyormuş. "5 dakika çok kısa değil mi?” dedim “O beş dakika oyunun içinde insana 1 saat gibi geliyor, çok zevkli bir oyun” dedi.“Vurulduğunu kim kontrol ediyor?” dedim.“Sahanın iki yanında federasyondan hakemler oyunu takip ediyorlar, vurulanı ayırıyorlar. Bazen engebelerdeki eski boyalara sürtünüp üstünü boyayanlar, ya da vuruldu halde eliyle boyayı çıkaranlar oluyor, hakemler bunları da ayırt ediyor.” dedi. “Federasyonu da mı var bu oyunun?” dedim. “Avcılık atıcılık federasyonuna bağlı ama ayrılmaya çalışıyorlar” dedi “Tehlikesi var mı?” diye sordum. “Mutlaka özel kıyafetler, ve gözlük takarak oynanıyor, ama yakın atışlarda kıyafete rağmen insanın canı yanıyor” dedi. “Amatör olarak nasıl oynanıyor?” diye sordum.“O zaman bir saat ve bir kutu kapsül karşılığı 20 lira verip yine iki takım halinde savaşıyorsun. Vurulanlar, 1 dakika oyundan çıkma cezası alıyor, kenardaki paravanın arkasında bekliyor.
Mermin biterse 5 lira karşılığında elli kapsül daha alabiliyorsun” dedi.Herhangi bir sağlık sorunu olmadığından istediği raporu verdim.
Hayat sanki bir deniz, biz de suyun üzerinde ilerliyoruz. İlk zamanlarda, çocuklukta falan, deniz çok dalgalı, sen ise sanki ufak bir salın üzerinde çırpınıyor, bir an önce hızlı hızlı gitmek istiyor, ancak pek fazla yol alamıyorsun.
Zaman geçtikçe teknen büyüyor, kalitesi ve hızı artıyor, ancak senin hızlı gitme isteğin git gide azalıyor.Yavaş yavaş tadını çıkararak gitmek, etrafı seyretmek istiyorsun. Ancak çocuklukta hızlı gitmek ne kadar zorsa, yaşlandıkça yavaşlamak da o denli zorlaşıyor. Bütün motorlarını istop etsen bile artık kocaman bir gemi olmuş olan aracın çarşaf gibi denizin üzerinde hızla ve sessizce kayıyor. Sen ise güverteden geminin pruvasının yardığı suların iki yana doğru açılarak uzaklaşmasını ve ufukta beliren karşı kıyının hızla yaklaşmasını hüzünle izliyorsun.