Salı, Temmuz 22, 2014

Yolcu uçağı pilotluğu

   


Fly Me to the Moon by Astrud Gilberto on Grooveshark


















Bugün muayene olmak için gelen bir hastaya kimliğindeki vesikalığında sert sert baktığından
 "Asker misiniz?" diye sordum 
"Eskiden askeri pilottum, şimdi kargo pilotuyum" dedi  
"Kargo pilotluğunun yolcu uçağı pilotluğundan farkı var mı?" diye sordum 
"Yoo, uçaklar da, maaş da aynı. Eskiden yolcu da taşıyorduk ama  patrona hostes masrafı fazla geldi. Her uçak için üç vardiya 5'er hostesten 15 hostes maaşı ödüyordu" dedi. 

"Şimdi özel pilotluk okulları da var değil mi? Oralardan mezun olanlar iş bulabiliyor mu?" diye sordum 
"Tabi piyasada büyük pilot açığı var. Pilotluğun emekliliği dünya çapında 65 yaştır ama Amerika bugünlerde bunu 70'e çıkartmayı planlıyor. Zira sürekli kontroldesin, sağlık sorunu olan zaten hemen uçuştan ayrıldığından da pilot sıkıntısı artıyor" dedi 




"Ne kadara mal oluyor pilotluk eğitimi?" diye sordum 
"Bizim ülkede temel eğitim 60 bin euro civarında, ayrıca yolcu uçağı için 40 bin euro daha ödeyerek 6 aylık bir eğitim daha alman lazım" dedi 
"Peki başlangıç maaşı ne kadar?" diye sordum 
"Genç pilotlar 4500 eurodan başlıyor. Yaklaşık iki yılda ödedikleri eğitim ücretini amorti ediyorlar" dedi



"Ukrayna'da düşürülen Malezya uçağına ne diyorsunuz? Neden kara kutuya bu kadar önem veriyorlar? Pilotlar füzenin geldiğini görmüşler midir ki aralarında konuşsunlar?" diye sordum 



"Pilotlar füzeyi göremezler. Onu algılayacak sitemler savaş uçaklarında olur. Ama bu uçak kıç tarafından küçük bir füze ile vurulmuş. Başaşağı serbest düşüşle, işte yere çarpana kadar bir kaç dakika yaşamışlardır. Aman düşüncesi bile korkunç! " dedi

Son fotoğraf düşen uçakta selfie çeken Gary Slok, (15) ve annesi Petra ya ait

Salı, Haziran 10, 2014

Nakit satmak




Money by Various Artists on Grooveshark

Bugün muayeneye gelen bir hasta reçetesini yazarken
"Doktor Bey ben artık Bağ-Kur'lu oldum" dedi
"Hayırlı olsun, dükkan mı açtınız, ne iş yapıyorsunuz?" dedim
"Kredi kartından nakit para çekiyorum" dedi
"Nasıl yani sadece bu mu? Dükkan mı tuttunuz bunun için?" dedim
"Kontör falan da satıyorum ama esas işim bu. Kredi kartından nakit çekmek isteyenlere yüzde 11 komisyonla yardımcı oluyoruz." dedi




"Bu işten para kazanılabiliyor mu?" diye sordum
"Banka parayı ertesi gün öderse yüzde 9 komisyon kesiyor, bir ay beklersen hiç komisyonu yok. Ben elimde sıcak para olmadığından ertesi gün alıyorum. İşte; yüzde 2'den günde kemiksiz bin lira kalıyor." dedi





"Yani günde 50 bin lira çekiyorsunuz, öyle mi" dedim
"Yüz bini buluyor, kimisinden yüzde 10-10,5 komisyon alıyoruz. Bankaya borcu olan çok. Bir seferde borçlarını kapatıp sonra 9-10 taksitte ödüyorlar. Bizde her bankanın POS'u mevcut, en uygun taksit yapandan çekiyoruz. Ayrıca bu işi fason yapanlar da var. Çevresinden kartları toplayıp getiriyor, yüzde yarım komisyon da ben ona veriyorum." dedi
"Yasal mı bu yaptığınız iş, bir mal alışverişi gerekmiyor mu? Bankalarla sorun çıkmıyor mu? " diye sordum





"İş yasal. Kontör satışım da olduğundan sorun olmuyor. Bankalarla ancak şöyle sorun oluyor: Hergün yüz bin lira çekince bir veriyor, iki veriyor, üçüncüde veznede para yok diyor. Onlar para bankada biraz kalsın istiyor ama ben yattığı gün çektiğimden bankayı kasa gibi kullanmış oluyorum, istemiyorlar.  Sürekli banka değiştirmek zorunda kalıyorum" dedi
"Nasıl başladınız bu işe?" diye sordum
"Öğrenciyken babamdan para istemek zor geliyordu. Mahalledeki bakkala abi sen şu karttan 55 lira çek bana 50 lira ver diyordum. İş düşünürken aklıma bu geldi. Zaten kapıdan gelseniz yok derim. Ancak tanıdıklara iş yapıyorum" dedi.


Çarşamba, Nisan 30, 2014

Etek beli kıvırmak




Girls Just Wanna Have Fun by Cyndi Lauper on Grooveshark

 Bugün annesiyle muayeneye gelen bir lise öğrencisi oturduğu yerde oldukça kısa olan eteğini çekiştirince
“Bu eteklerin normal boyu böyle değil, di mi?” dedim
“Evet, normalde ayak bileği ile diz ortasında oluyor. Çok uzun olduğu için belini kıvırıyoruz” dedi


“Bu kadar kısaltmak için çok kıvırmak gerekiyordur herhalde. İçeriye mi dışarıya mı kıvırıyorsunuz?” diye sordum
“Ben bir kez dışarıya kıvırıyorum. Tabi önce terziye  boyunu kısalttırıp sonra kıvırıyoruz” dedi
“Neden terziye istediğiniz boyda kestirmiyorsunuz o zaman?” diye sordum


“Annem izin verse kestiririm tabi ama dize kadar kestirmeme izin veriyor. Bir de belini yukarı çekenler var ama bence kötü görünüyor” dedi
  

“Normal boyu ile giyseniz n’oolur” dedim
“Ezik olursun” dedi


“Hiç kestirmeden, kıvırmadan giyen yok mu yani?” diye sordum
“Bizim okulda bir tane var ama o da okuldan çıkınca başını örtüyor” dedi
“Okulda neden örtmüyor, kıyafet serbest bırakılmadı mı?” diye sordum
"Hayır başörtüsü üniversitelerde serbest, liselerde yasak. Okulda kıyafet sebest bırakıldı ama etek giymek yasak. İstediğin renk pantolon giyebiliyorsun.


Etek giymek istersen okul formasından başka şansın yok” dedi

Pazartesi, Şubat 10, 2014

Konteyner Limanı



08 - My Heavy Load by Big Mama Thornton on Grooveshark

 Bugün limanda çalışan bir vinç operatörüne "Nasıl oluyor da sizin vinçler o koca konteynırları düşürmüyor?" diye sordum




"Köşelerinde delikleri var. Vincin oraya giren uçları otomatik olarak dönüp kilitleniyor" dedi
"Peki o deliği nasıl denk getiriyorsunuz? Mıknatıslı falan bir düzenek mi  var?" dedim



"Gözle, işaretle. Dün mesela ben 10 katlı gemi boşalttım. Bir konteynırın yüksekliği 2,5 metre; yani 25 metre yüksekte çalıştım. Aşağıdaki işaret ediyor, sağa, sola, indir diye; tık diye oturtuyorum. Yüklerken de aynı, tecrübeyle oluyor işte. Konteynerların iki ucundaki deliğe bir parça geçer, birbirlerine sıfır kenetlenir. Zaten kenetlenmese ambarın kapağı kapanmaz. En alttaki yamuk olursa üstteki 10 konteynırı tekrar boşaltırsın, hele bir de riifırsa..." dedi



"Riifır nedir "diye sordum
"Özel soğutmalı konteynırlar var, gemide fişe takılı gidiyor. Mesela içinde kıymetli ilaç, aşı falan oluyor. Süresi oluyor onların. Diyelim dışarda 20 dakika kalabilir yazıyorsa, 21 dakika kalamaz." dedi



"Tıra yükleyince de droseye kilitleniyor mu?" diye sordum
"Konteynır taşımak için yapılmış tırların dorsesinde deliklere geçip kilitlenen havalı sistem var. Zaten kilitlenmezse o tır yürümez, tekeri dönmez. Ayrıca bu özel tırlar bir taraf ağırsa pistonlara hava basıp konteynırı dengeye getirir" dedi
"Peki nasıl oluyor da taşırken devriliyor, kaza oluyor?" diye sordum



"Bu söylediğim özel tırlarla taşınırsa olmaz ama sıradan tıra yüklüyorlar. Konteynırın ağırlığı 40 tona kadar çıkabilir ama dorse epi topu 4 ton. Yük dorseden düşmüyor, dorseyle beraber devriliyor" dedi




"Limana daha çok neler geliyor ?" diye sordum
"Aklına ne gelirse. Geçenlerde özel yapım bir arabageldi; markası ne bilmiyorum, sadece jantları 150 bin dolarmış!. Altından mı ne yapılmış, pırıl pırıl parlıyordu, bir görcektiniz. Öte yandan bizden hep taş, toprak, maden gidiyor, hiç sanayi üretimi yüklemiyoruz" dedi

Pazartesi, Aralık 02, 2013

Sualtı Ragbisi



Under Pressure by David Bowie on Grooveshark

  Bugün havuz raporu almak isteyen bir hastaya 
"Yüzmek için mi?" diye sordum
"Hayır, su altı rugbisi için" dedi
"Nasıl bir spordur bu, hiç duymadım" deyince cep telefonunu çıkartıp su altında nefesini tutarak boğuşan sporcuların bulunduğu bir video gösterdi.



"Yeni mi çıktı bu spor?" diye sordum
"Yoo, dünyada 40 yıldır Türkiye'de ise 10 yıldır var" dedi
İzmir'de altı erkek, dört kadın takımı varmış



5 metre derinliğinde havuzda oynandığından her şehirden takım çıkmıyormuş.
Tuzlu su ile dolu bir topu havuzun köşelerinde yer alan sepetlere sokmaya çalışarak oynanıyormuş
"Top dibe çöküyor mu?" diye sordum
"Tabii, dipte zıplatabiliyorsun da. Bu dünyadaki tek üç boyutlu oyun ve büyük performans gerektiriyor. Altısı dipte, altısı yüzeyde 12 oyuncu var. Dipteki her oyuncunun su yüzünde badisi bulunuyor. 



Dipte 20 saniye kadar boğuşup yukarı çıkıyorsun. 20 saniye size kısa gibi gelebilir ama maksimum efor harcandığındanoksijen tüketimi fazla. Bu arada suyun yüzündeki badin senin yerine iniyor. O oyundayken sen yukarda 3 nefes alıp tekrar dalıyorsun. 
Badiyle uyum çok önemli. Biriniz çıkarken diğerinin inişe geçmesi lazım. Mesela sepetin üzerine oturan oyuncuya kapak diyoruz.





O daha çıkmadan aşağıya inip yardım edeyim dersen ikinizin de nefesi aynı anda biter defans boş kalır.  Bazen defansta adam olmuyor boş kalmasın diye fazladan bir 10 saniye kalıp iyice tükeniyorsun, o zaman da havuzun dışında bekleyen 6 yedekten biri giriyor" dedi.




Muayenesinde tansiyonu sınırda çıktığı için:
"Oldukça efor harcatan ve eğlenceli bir spor olduğu belli, ama sürekli nefes tutularak oynandığı için sizin için pek uygun bir branş değil" diyerek bu spordan hevesini alınca yüzme gibi kalp sağlığı açısından daha uygun, düzenli nefes alınıp verilen branşları seçmesini önererek istediği raporu verdim.

Pazartesi, Eylül 16, 2013

Üniversite yurdu








Bugün yurt raporu almak için gelen Hacettepe'li bir öğrenciye nasıl bir yurtta kaldığını sordum 
"Devletle üniversitenin ortak yurdunda kalıyorum" dedi 
"Ne kadar ücret ödeniyor?" diye sordum 
"Aylık 185 lira olmuş, iki senedir 160 liraydı. Yine de herkes homurdanmış niye zam oldu diye" dedi 
"Yemek ne kadar?" diye sordum 
"Her öğün birer lira" dedi 
 "Ne kadar ucuzmuş" diye hayret ettim 
"Eskiden 1,75 ti, rektöre söyledik, 1.25' e indirdi. O da içimize sinmedi 1 lira olsun dedik, oldu" dedi




"Nasıl söylediniz rektöre?" diye hayretle sordum 
"Öğrenci konseyi gidip söyledi, o da kabul etti. Zaten sağolsun maillerime falan hemen cevap veriyor" dedi 
"Sekreteri cevap veriyor demek istedin herhalde" dedim "Yoo, bazen sekreteri de bakıyor ama kendisi Ipad'inden cevaplıyor" dedi 
"Harç da ödemiyorsunuz artık sanırım" dedim 
"Evet harç geçen sene kalktı" dedi




"Yurda giriş çıkış saatlerinde sıkıntı oluyor mu?" diye sordum "Gece 2 - sabah 6 arası giriş çıkış yasak. Yine de ikiyi on geçeye kadar falan müsamaha gösteriyorlar. 
Gece 01:30 da Güven Park'tan servis kalkıyor zaten" dedi 




"İşler benim zamanıma göre epey değişmiş. Yurda giriş 1986 yılında 22:30 daydı, ayrıca uyuyor da olsan gece 11 de uyanıp, pijamanı çıkartıp, giyinip yurt müdürünün önünde imza atman gerekiyordu" dedim

Perşembe, Mayıs 23, 2013

Kim milyoner olmak ister

If I Were A Rich Man by Fiddler On The Roof on Grooveshark


Bugün randevusuna geç kalan bir hasta 
"Kusura bakmayın İstanbul'daydım, Kim Milyoner olmak ister yarışmasına katıldım" dedi 
"Nasıl katılınıyor, zor oldu mu?" diye sordum 
"İnternet sitesinden öylesine form doldurmuştum. İki hafta sonra telefon edip çağırdılar. " dedi 
"Ne kadar kazandınız" diye sordum 
"Yarışamadım ki... Önce  260 kişiydik. Herkesle yarımşar dakika görüştüler. O arada tipine falan bakıyorlar. Sonra seçilenlere bir sınav yaptılar. Sorular bayağı zordu. Ben 20 sorudan 10 sını yapmışım, çok iyiymiş. Söylediklerine göre bu sınavı bilmediğin konuları tespit edip gerekirse o konulardan sormak için yapıyorlarmış. Sonra editör, yapımcı, yönetmen üç kadın bir daha görüşme yaptılar." dedi 
"Hepsi kadın mıydı?" diye böldüm 
"Evet hepsi tipik Nişantaşı kadınlarıydı. İnsanı hiç önemsemiyorlardı. Genelde öyle bir tavır vardı zaten. Makyözler mesela seni oturtuyorlar, hiç sormadan yüzünü boyuyorlar, pembe rujlar sürüyor, kafalarına göre nişan başı yapıyorlar. İtiraz edecek oldum, bu televizyon makyajı dediler. E bir milyon ikiyüzellli bin kişi başvurmuş, sırada bekleyen çok." dedi 



"Makyaj yaptıklarına göre seçildiniz yani" dedim 
"Evet sabah saat 9 da stüdyoda olmam söylendi. Format gereği mutlaka bir de yakının olması gerekiyormuş. İstanbul'dan bir arkadaşıma rica ettim, benimle geldi. Sabah bizi ayırdılar, yarışacak 19 kişi bir odada , yakınlar salonda izleyici olarak akşam sekize kadar bekledik. Bir haftalık programı toptan çekiyorlarmış" dedi 
"İçerde ne yaptınız o kadar saat? Yiyecek, içecek verdiler mi" diye sordum 
"Sohbet, muhabbet. İçerden sorular duyuluyordu, onlardan konuştuk. Başımızda editör vardı zaten. O sürekli bizi izleyip kimin katılacağına karar veriyordu. Bir de ilgimi çeken; herkes telefon jokeri için evde teşkilat kurmuş. Bilgisayarlar hoperlörler tanıdıklar hazır bekliyormuş. Editör de 'İsterseniz yakınlarınızın Google'da arama yapabilmesi için kelimeyi kodlayabilirsiniz' dedi. Yani onlar da bunu teşvik ediyorlardı. Öğleyin karavana verdiler, masada bisküvitler ve su vardı" dedi 




"Size sıra mı gelmedi?" diye sordum 
"Aslında bizim gurup pek başarılı değildi. Zaten hep şık, güzel ama tıntın gençleri seçmişler. 40 yaşının üstünde 2-3 kişi vardı. Çoğu bir milyara varmadan elendi böylece 20 kişiden 14'i yarışabildi. Bir kişi 125 milyar kazanınca 'Artık para vermezler' dediler, çünkü her gün vermeye razı oldukları belli bir miktar varmış." dedi 
"Kenan Işık'ı gördünüz mü?" diye sordum 



"O geleceği zaman büyük olay oluyor Kenan Bey geliyor kaçılın diye koridorlar boşaltılıyor. Emekli polis gibi bir koruması var onunla geziyor, kimseyle konuşmadı." dedi 
"Kalan 6 kişi bir dahakine çağrılmıyor muymuş?" dedim 
"Hayır her hafta taze 250 kişi çağırıyorlarmış. Harcadığımız para ve zamana yazık oldu.  Editör bizi uğurlarken 'Nasibinizde varsa mutlaka yine çağrılırsınız' dedi, yani kendilerini ilahi bir güç olarak görüyorlar." dedi

Pazartesi, Mart 25, 2013

polis rozeti



King of Pain by The Police on Grooveshark
 
 Bugün kimliğini çıkartmak için cüzdanına davranan bir polisin cüzdanının içinde metal polis rozetini görünce
"Filmlerde görüyordum ama sahiden kullanılıyor mu bu rozetler" dedim
"Evet, hem de saf gümüşten. Bayağı pahalıydı, parasını  bizden taksit taksit kestiler" diyerek cüzdanına perçinlenmiş olan rozeti incelemem için uzattı.
"Bu rozetin parasını sizden mi aldılar?" diye sordum
"Tabi, silah için de veriyoruz. Gerçi vergisiz olduğundan normal fiyatından çok daha ucuza geliyor ama yine de maaştan kesiliyor" dedi
"Evde kendi silahın varsa, satın almasan olmuyor mu?" diye sordum
"Hayır devletin verdiği silahı kullanmak mecburi, bu konu çok hassastır" dedi




"Rozeti kaybederseniz bir daha mı para ödeniyor?" diye sordum
"Tabi ayrıca hem rozet, hem silah kaybında dörder ay kıdem durdurma cezası alıyorsun. Zimmetli olmasa üzerimde taşımayacağım bile. Bizden geçti ama genç arkadaşların çok hoşuna gidiyor. İhalesi yapılamamış, uzun süredir dağıtılmadığından bizimkilere hayran hayran bakıyorlar" dedi



"Sahtesini yapmışlardır bu rozetin değil mi?" dedim
"Çook! Sahtesinin ortası kırmızı oluyor. Dizilerde falan kullanılanlar hep öyledir. Gerçeğinde ise görüyorsunuz kırmızı yok.  Bizimki saf gümüş, amirlerinki de düz sarı" dedi



"Onlar da altından mı yoksa ?" diye sordum
"Yok pirinç mi, sarı mı neymiş" dedi

Cuma, Kasım 30, 2012

portre fotoğrafçılığı



 Sevil De Sevme by Zeki Müren on Grooveshark

Bugün duvarımdaki fotoğrafları gören bir hasta
"Biliyor musunuz Doktor Bey ben de eskiden fotoğrafçılık yapardım, ama benim yaptığım çok başka bir fotoğrafçılıktı Stüdyomu devrederken  satın almak için  gelenler bakarlardı ortada spot yok, makine yok 'Nesine bu kadar para istiyorsun?' der, yaptığım işi, istediğim parayı anlayamazlardı.
Halbuki orası başka bir yerdi:
Çetin Altan, Süleyman Demirel, İsmet İnönü, Zeki Müren hep bana gelip fotoğraf çektirirlerdi.
Mesela Zeki Müren aslında sahne fotoğraflarında hep Erol Atar'la çalışır, ama altı ayda bir fedaisi ile gelir gerçek halini görmek için bende de bir fotoğraf çektirir kendi arşivine koyardı. Erol'un çektiği rütuşlu fotoğraflardan sonra bana gelince kendini bulduğunu söylerdi" dedi



"Siz hiç rötuş yapmaz mıydınız?" dedim
"Hayır ben hiç rütuş yapmazdım. O kadar ki; mesela dışarda hava aydınlık, adamın gözbebekleri toplu iğne başı gibi kısılyor, dükkana girince de bir anda etrafı görebilmek için kocaman büyüyor. Hemen oturtup fotoğrafını çekersen gözbebekleri böyle açıkken göz dibi sarı sarı çıkar, rütuşla düzeltmek gerekir. Ben bunun için ışıkları kademe kademe yükselten bir reosta yaptırdım, onu da kart kurutma makinasının ağır devirli  kasnağına  bağladım. Müşteri gelince oturtup çay, kahve; adamına göre viski - O zaman piyasada yabancı içki yok, Amerikan Pazarından alıyorum;  ikram edip lafa tutarken  sistemi çalıştırırdım. Tavanda plakaların arkasına gizlenmiş indirek ışıklar yavaş yavaş açılınca, gözler normal ışığa alışırdı. ayrıca indirek ışık gölge oluşturmuyor, sarkma gölge yok, rütuşa gerek kalmazdı.



Mesela sık sık İsmet İnönü'yü çekerdim ben. O ölünce Mevhibe Hanım gelmeye başladı.
'Oğlum babanla benim şu fotoğrafımı birleştiriver' diyor, şimdiki fotoşap gibi yapıyoruz birşeyler..."
"Babanla mı dediniz" diye konuşmasını böldüm
"Evet, İnönü'ye baba derdim ben. Neyse getirmiş kendi gençlik fotoğrafını, İnönü'nün son yıllarında çekilmiş fotoğrafıyla birleştirmek istiyor. Yenisini de asla çektirmek istemiyor.
'Siz aynaya bakınca kendinizden nefret mi ediyorsunuz' dedim, ısrarla bir fotoğrafını çektim. Bir baktı
' Aa, ne güzel çıktı' diye şaşırdı.



Ayrıca insan yüzü asimetriktir, konuya öyle pozisyon vereceksin ki rütuş yapmana gerek olmayacak. " dedi ve ekledi
"Mesela diyelim İlhami Soysal geldi, kendini tanıttı, ben işim olmasa da ona 3 gün sonrasına randevu verirdim. Bu arada gazetedeki yazılarını okur, sonra geldiğinde etrafında yazılarından bahsederek dolaşırken havalı deklanşörle sezdrimeden doğal halini çekerdim. Yazarlar kendi yazılarından bahsedince övülünce gevşer daha iyi fotoğraf verirler."

Salı, Eylül 04, 2012

Güreş


Hold Me Tight by The Betals on Grooveshark

  Bugün lisans yenilemek için başvuran bir güreşçiye güreş müsabakalarının neden böyle sıkıcı hale geldiğini sordum
"Hep Avrupalılar yüzünden oldu" dedi
"Nasıl yani?" diye sordum
"Güreşi şu anda Fransızlar yönetiyor. Eskiden güreşi domine eden ülkeler belliydi, işte Kafkaslar, Ruslar, Amerikalılar, İran, Türkiye vs. Avrupalının esamisi okunmazdı. Müsabakalar 5 dakikalık tek devre üzerinden yapılırdı. 5 dakikalık sürede sporcular yorulduğundan birbirlerine daha çok pozisyon verirlerdi, teknik oyunlar olurdu.




Puan kaybetsen bile telafi etme imkanı vardı. Şimdi iki dakikalık üç set oynanıyor. İki dakika içinde puan verirsen telafisi mümkün değil, bir sıfır seti kaybediyorsun. Bu nedenle kimse oyun yapıp riske girmek istemiyor, kura topu vesaire ile iş iyice şansa kaldı.



Bu sistem sayesinde artık bir İtalyan, bir Alman madalya kazanabiliyor ama salonda seyirci kalmadı" dedi
"Ben eskiden güreş izlemeyi severdim ama artık çok sıkılıyorum" dedim



"Ben de hep eski maçları izliyorum, bakıyorum tribünler tıklım tıklım. Şimdi ancak güreşçiler birbirini izliyor." dedi

Son iki fotoğraf Aleksandr Karelin

Çarşamba, Mayıs 30, 2012

ekip çalışması


Too Old to Rock 'N' Roll; Too Young to Die by Jethro Tull on Grooveshark
Geçen hafta empotans yakınmasıyla gelen 70 yaşın üzerindeki bir hastanın yakınmasının organik mi, psikolojik mi olduğunu ayırt etmek için cinsel isteğinde azalma olup olmadığını sordum.
İsteksizliği  olduğunu söyleyince konuyu iyice anlamak için;
"İsteksizliğiniz sadece eşinize mi, yoksa tüm karşı cinse karşı mı?" diye sordum
Hasta sırtını dikleştirdi, ciddi bir edayla;
"Doktor Bey, bu bir ekip işidir! Hanımlar ne yazık ki bir yaştan sonra bu işlerden elini eteğini çekiyorlar. Erkeklerde ise hiç değişiklik olmuyor" dedi ve ekledi
"Öküz ölüm döşeğindeymiş,  'Son bir isteğin var mı?' diye sormuşlar.
'Gönümü genç bir düvenin üzerine atın' demiş" dedi

Bu yazı bu ay evlenen Dr. Gökhan Uçar'a hediye edilmiştir.


Cuma, Mart 16, 2012

Alaska

This Is a Film by Iggy Pop on Grooveshark

Bugün iş raporu almak için gelen üniversiteyi  yeni bitirmiş Mardinli bir gence 
"İlk defa mı çalışacaksınız?" diye sordum
"Hayır daha önce Alaska'da çalıştım" dedi
"Nasıl yani, Amerika'daki Alaska mı?" diye sordum
"Okul bitince work and travel olarak Amerika'ya gittim, 4  ay kaldım ama baktım şartlar zor geri döndüm" dedi
"Nasıl gidiliyor o şekilde?" diye sordum
"Burda bir acente ile anlaşıyorsun. Onun ücreti bilet ücreti derken 5000 liraya yakın para harcadım. Orada da bir balık fabrikasında çalıştım, somon temizledim" dedi




"Alaska nasıldı?" dedim
"Tabiatı çok güzel, bizim bildiğimiz gibi bir yer değil. 19 kişilik pırpır uçakla gittik. Ben havaalanının önünde bekliyordum, içerden görevli gelip ne yaptığımı sordu. Beni alacak kişiyi beklediğimi söyledim. Beni içeri soktu, orada öyle dışarda beklenmezmiş, vahşi hayvan saldırabilirmiş. Yaz ayları olduğundan hava çok soğuk değildi, ceketle gezebiliyorduk. Para harcayacak hibir şey yoktu, ufak bir köy gibi. Yeme içme yatak için günde 5 dolar ödüyorduk, ama yemeklerini yiyemiyorduk. Balıkları da çok yağlı ama pişirmesini bilmiyorlar haşlıyorlar. Biz mangal yaptık öğrettik. Yemekte çıkan pilavı alıp balıkla karıştırıp midye dolma gibi yiyorduk" dedi


Fotoğraflar  Alaska'da doğaya karışan  Christopher McCandless'a ve macerasını anlatan İnto the wild isimli filme ait



Salı, Şubat 28, 2012

süt, yoğurt




Heads Of Sheeps by Robert Wyatt on Grooveshark 


Bugün  hapşuruk, burun akıntısı ve gözlerde kaşıntı yakınması ile başvuran bir hasta;
"Ben gıda mühenedisiyim, mandırada çalışıyorum. Sürekli soğuk ortamda üşüttüm herhalde" deyince kendisine UHT kutu sütlerdeki antibiyotik meselesini sordum.
"Doğru, UHT kutu sütlerde antibiyotik var. Mecburen oluyor çünkü çiftçi antibiyotiği bol bol kullanıyor, sütü almışsın. Antibiyotikli sütten yoğurt olmaz, peynir olmaz mecburen basıyorsun UHT kutu süte." dedi
"Ee, nasıl antibiyotiksiz süt içebiliriz?" diye sordum


"Pastörize süt için. Pastörize sütte antibiyotik bulunmaz. Antibiyotik Ph'ı düşürdüğünden süt dayanmıyor çabuk kesiliyor" dedi ve ekledi  "Süt ürünlerinde numara çoktur. En kötü süt peynir yapılır, sonra sırasıyla UHT kutu süt,  yoğurt ve en iyisi pastörize sütte kullanılır. Geçende bir arkadaşımla iddiaya girdik, piyasada satılan keçi sütlerinden bir markayı analiz ettik, içinde % 10 keçi sütü çıkmadı" dedi
"Nasıl tahmin ettiniz içinde keçi sütü olmadığını?" diye sordum
"E tadı farklı oluyor, ben arada içtiğimden biliyorum" dedi
"Foça yoğurdu  nasıl buluyorsunuz?" dedim
"Onlar kooperatif olduğundan  fazla kara ihtiyaçları yok. Kapasitemi arttırayım, büyüyeyim dertleri de yok. Hep aynı kalitede yapıyor; eskiden beri 70 ton üretiyor, bırakıyor. Dışardan süt almayınca kaliteyi korumak kolay" dedi


Kendisine allerjik rinit tanısı koyup yakınmalarının üşütmekten değil allerjiden kaynaklandığını söyleyince;
"Neye karşı allerjim var acaba?" diye sordu



"Henüz çiçek tozları çıkmadı ama son yıllarda yılın her mevsiminde allerji yakınması ile başvuran hasta sayısı katlanarak arttı. Okuduğum bir kitaba göre bunun GDO lu mısırdan elde edilen mısır şurubunun tüketiminin artmasına bağlı olabileceğini düşünüyorum. Zira piyasada satılan gazlı içeceklerden dondurmaya, çikolatadan baklavaya her üründe istisnasız kullanılıyor. " dedim, hazır şekerli gıdaları tüketmekten kaçınmasını ve bahsettiğim kitabı okumasını önerdim .