teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Haziran 29, 2018

ATM

 


Bugün bir bankada ATM planlamasında çalışan genç bir hasta başvurdu.
"Neye göre planlıyorsunuz ATM'leri?" diye sordum.
"Çeşitli analiz yöntemleri var. Bir bölgede hiç yoksa orda yeterli işlem hacmi olur mu diye bakılıyor. Masrafını çıkartır sonucu çıkarsa açılıyor.


 
Zira ATM kurmak masraflı bir şey. Bir kere kendisi pahalı, kirası, bakımı var, içinde kalan para için gecelik fon ödeniyor vs.  Bir defa kurulması kararlaştırıldıktan sonra yerel ekipler gidiyor, yer tespit edip, kira kontratı yapıyorlar."dedi
"Kira da mı ödeniyor. Ne miktarlarda oluyor?" diye sordum
"Yıllık en az 1500-2000 liradan başlıyor. Havaaalanı, AVM gibi yerlerde uçuyor, 50-60 bin liraya kadar çıkıyor" dedi
"ATM lerin hepsi aynı değil, farklı modelleri var değil mi, fiyatları nasıl?" diye sordum.


"Tabi, eski basit modeller 80 bin liradan başlıyor, 250 bin liraya kadar çıkıyor. Yeni modellerde yatırılan parayı kasete doldurma özelliği var. Böylece yatırılan parayı tekrar müşteriye döndürüyor. Sirkülasyonu fazla olan yerlerde yeni modelleri koyuyoruz ki para bitmesin müşteri mağdur olmasın..." dedi
"Peki siz İzmir'deki ilk ATM nerde açıldı biliyor musunuz?" diye sordum
"Eskiden parayı zarfa koyup yatırıyormuşsun onu duydum ama ilk bankamatiği bilmiyorum neredeydi?" dedi



"Kemeraltı girişindeki İşbankası'nın iskeleye bakan yüzündeydi. 1980lerin ortalarında konmuştu, çok büyük bir yenilikti. 

 

O kadar ki sırf o makineyi kullanabilmek için hesap açtırıp banka kartı almıştım. Kartı da şimdikilere göre çok kalındı" dedim

Fotoğraflar 1967 de İngiltere'de açılan ilk ATM ye ait

Cuma, Şubat 10, 2012

endüstriyel radyoloji



Trakya Marsi by Ali Cihat Askin on Grooveshark



Bugün ishal, bulantı ve eklem ağrıları yakınması ile gelen bir hastaya rapor ihtiyacı olup olmadığını anlamak için çalışıp çalışmadığını sordum.
“Makine mühendisiyim ama serbest denetleme işi yapıyorum” dedi
“Neyi denetliyorsunuz?” diye sordum
Pek çok teknik tabir sayarken arada ultrasonografik değerlendirme lafı geçince
“Ultrason mu dediniz?” diye araya girdim
“Evet, kaynak yapılan parçaların değerlendirilmesinde ultrasonografiyi kullanıyoruz” dedi
“Bizim tıbbi ultrasonografi aletlerini kullanmıyorsunuzdur herhalde, onlar metalden geçmez” dedim
“4 hertzlik ultrason aleti var, kalınlığı ayarlıyorsun, eko parçanın kalınlığında gidip geliyor.



Arada kaynamamış hava boşluğu ya da çapak varsa ses dalgası oradan dönüyor. Tabi her kaynağa yapılmıyor bu, özellikle hareketli, çalışan yük binen parçalara yapıyoruz, karar veremezsek röntgen çekiyoruz” dedi
“ Röntgen mi? Onu nasıl çekiyorsunuz?” diye hayretle sordum
“Yine endüstriyel aletler var” dedi
“Radyasyon güvenliğini nasıl sağlıyorsunuz dağda bayırda?” diye sordum
“Sabit laboratuarlar yer altında kurşunla kaplı oluyor. Arazide seyyar kurşun plaklar koyuyoruz, sahayı boşaltıyoruz, kimse kalmıyor. Bizim de yaka ve kalem dozimetrelerimiz var” dedi
“Çekimi uzaktan kumanada ile mi yapıyorsunuz?” diye sordum



 “Şimdi, domuzcuk denen bir kutu var, bunun içinde tungsten ve kobalt veta iridyum gibi gama ışını üreten radyoaktif  bir madde bulunur. 20 metre uzunluğunda spiralli bir kolu vardır. Uzağa gidip kolu çevirmeye başlayınca radyoaktif madde domuzcukan çıkar çekim yapan kameraya doğru yine bir hortumun içinde gider. Çekim yapılan süre boyunca kol çevrilir, bazen kalın parçalarda bu süre 5 dakikayı bulur. Sonra radyoaktif madde tekrar domuzcuğun içine çekilir ve tehlikesi kalmaz. Zaten çekimleri teknisyen yapıyor, ben filmleri değerlendiriyorum” dedi




“Yani siz endüstriyel radyologsunuz! Pes vallahi çok ilginç bir şey öğrendim" dedim ve bugünlerde böyle viral bir salgın olduğunu, istirahatle bir kaç gün içinde iyileşeceğini söyledim ve  sadece bulantısı çok olursa içmesi için Metoklopromid tb yazdım.

Fotoğraflar kadavralar ve iskeletler kullanarak x-ray fotoğrafları çeken  Nick Veasey'in

Perşembe, Ağustos 26, 2010

Ön cam çatlağı





Geçen hafta arabamın ön camındaki ufak bir çatlak sıcakların etkisiyle uzamaya başlayınca bugün gittiğim oto-camcısında tesadüfen eski bir hastamla karşılaştım. Kendisine:
"Sıvı camla çatlakları tamir ettiklerini söylüyorlar. Bu cam tamir edilebilir mi?" diye sordum



"Hayır bu çatlak yürüyüp gitmiş, buna hiçbir şey yapılamaz. Zaten o tamir ediyoruz dedikleri de sadece görüntü açısından düzeltme. Camın içine Japon yapıştırıcısı gibi bir malzeme doldurup zımparalıyorlar. Çatlak yerinde duruyor, sıcak soğuk değişikliği olduğunda yine uzar gider" dedi
"Peki çatlağı etrafını çizmenin bir faydası olur mu?" dedim
"Teorik olarak çizdiğimiz kenarın havını alabilsek, yani yuvarlatabilsek olur ama çatlağın içini zımparalamak mümkün olmadığından elmasla çizdiğimiz çizginin kenarlarında da ufak çıtlamalar oluyor. Bu sefer ısı farklarıyla, ya da süratli giderken ön camda olan hava basıncıyla çizdiğimiz çizgiden kaynaklanan çatlaklar oluyor" dedi


"Basınçlı kumla çizilse?" diye sordum.
"Olmaz, cama sadece ısıyla müdahele edilebiliyor. Siz bu camı değiştireceksiniz. Kaskonuz varsa hemen ücretsiz değiştiririz. O kadar ki bazen ufacık nokta gibi çıtlamalar yüzünden camını kaskodan değiştirtenler oluyor." dedi



"Kaskom yok. O zaman ikinci el çıkma cam bulunuyordur" dedim
"Hayır bulunmaz, zira bizim kaskodan parayı alabilmemiz için arabanın camı kırık halde, camsız ve yeni camla fotoğraflarını çekmemiz gerekiyor. Bu nedenle ufak tefek noktaların üzerine çekiçle vurup cama büyük taş çarpmış hale getiriyoruz. Bence lüzumsuz bir iş, arabanın orjinalliğini bozuyorlar" dedi



"Takılan cam orjinalinden farklı mı?" diye sordum
"Hayır bütün camlar aynı kalitededir. Hatta Türk camı en kalitelisidir. Üzerindeki marka değişiyor. Eskiden farkediyordu. Camı ısıtıp bombeliğini verdikten sonra hızlı soğutursanız kırılınca unufak olur, eskiden öyleydi. Şimdi yavaş soğutuluyor ayrıca iki kat camın arasında şeffaf bir vinyl tabakası var, bu da kırılan camın dağılmasını engelliyor. Sizin dıştaki cam kırılmış, içerdeki sağlam" dedi



"Ben ne yapayım şimdi?" diye sordum
"Bence hiçbirşey yapmayın, bu camlar sizi yolda bırakmaz. Eğer çatlak görüşü engelleyecek şekilde uzarsa o zaman değiştirirsiniz, çünkü öyle olursa aracınız muayeneden geçemiyor" dedi

Salı, Ağustos 10, 2010

elektrik dağıtımı




Bugün ishal yakınması ile başvuran bir Tedaş görevlisine
" Nedir bu elektrik dağıtım ihalesi? Nereden kazanılıyor bu kadar para?" diye sordum
"Devlet Tedaş'ı bölgelere göre adlandırdı ve bu bölgeleri peyderpey satıyor. İzmir Manisa bölgesindeki şirketin adı Gediz Elektrik Dağıtım ama yine Tedaş'a at bir şirket. Bu şirket elektriği EİAŞ 'tan 13 kuruşa alıyor, masraflar kendine ait olmak üzere halka 26 kuruşa satıyor. Aradaki fark kendisine kalıyor. " dedi
" Peki bu kadar büyük paralar mı dönüyor bu işte?" diye sordum


" Şöyle söyleyeyim Gediz Elektriğin aylık cirosu da, yıllık bakım masrafı da 30 milyon lira. Devlet bu bakım ve yeni tesis masrafının bir kısmını ödemeyi taahhüt ediyor. Ayrıca kaçak elektrik ve tahsil edilemeyen fatura miktarları çok fazla. Devlet 'Kaçağı önle, kazancın yarısı direk senin olsun' diyor. İzmir'de kaçak elektrik oranı % 6 ama Diyarbakır'da %64 . Aslında bunu önlemek zor da değil, anlaşmalı avukatlarını gönderip ihtar edip abone yapacaksın." dedi
" Peki Tedaş niye yapmıyor o zaman? " diye sordum
" Devlet işletmesi, ne de olsa politikadan etkileniyor. Mesela seçim dönemlerinde tarımsal sulama elektriğini kesmeyin diye yazı gelir. Ayrıca belediyelerin hiçbiri elektrik parası ödemiyor. En küçük belediyenin bile korkunç miktarlarda elektrik borcu var. Şimdi özelleştirmeyi alan şirket bu paraları tahsil edecek" dedi
"O zaman belediyeler maaş ödeyemez duruma gelmez mi? " diye sordum
"Sonuçta parayı onlar ödemeyecek ki. Belediyeler ağlayacak, İller Bankası ödeyecek "
dedi




" Bu satıştan sonra elektrik fiyatları gerçekten artar mı? " diye sordum
" Fiyatı Elektrik Piyasası denetleme Kurulu belirliyor, onu ikna ederlerse artar. Şirketin kazancı sadece elektrikten değil, görünmeyen pek çok kalem var:
Örneğin inşaatların kendi şirketlerine yaptırılması, direklere reklam alınması, ya da ekstra ücretle özel bakım yapılması gibi kalemlerden de büyük gelir sağlanabilir." dedi
" Özel bakım nedir? " diye sordum



" Diyelim bir hastanenin elektrik sisteminde sorun var, acilen hallolmasını istiyor. Oraya hizmet verip bedelini tahsil ediyorsunuz. Yatırımlarla ilgili de bir 35 madde koyuldu. Buna göre mesela siz binanızı yaptınız, biran önce elektrik bağlatmak istiyorsunuz. Size diyor ki trafoyu sen yap ben elektrik faturandan düşeyim. Ancak bunu faturanın öyle küçük bir yüzdesinden düşüyor ki, yatırdığınız parayı geri almanız 30 yılı bulabilir, tabi ömrünüz yeterse... " dedi

İshali viral tabiatta göründüğünden bunun vücudun bir savunma mekanizması olduğunu anlattım, ilaç vermedim ve bol sıvı tüketmesini önerdim.

Pazartesi, Ağustos 02, 2010

T 9





Bugün başparmağında ağrı ve şişlik yakınması ile başvuran bir genç kıza parmağını zorlayıp zorlamadığını sordum.
Son zamanlarda erkek arkadaşımla biraz fazla mesajlaştık, ondan olabilir dedi.
“Ne kadar mesajlaştınız mesela?” dedim
“Günde 200-300 oluyordu ama artık azalttım, yazmıyorum” dedi




“Ne kadar azalttınız?” diye sordum
“Elliyi geçmez” dedi
“Bu kadar mesaj yazmak çok vakit almıyor mu?” diye sordum
“İki elimle ve T9’layazıyorum, daha pratik oluyor” dedi




“T9 nedir?” diye sordum
“Otomatik mesaj tamamlama. Mesela ‘baba’ yazmak için normalde 2 tuşuna 6 kez basmak gerekirken bu moda 4 kez basılıyor, baba çıkıyor” dedi ve anlamadığımı söyleyince telefonunu çıkartıp gösterdi. Telefon basılan tuşlara göre sık kullanılan kelimelerin içinden en olası sonucu getiriyormuş.
“Ya yanlış kelime gelirse?” dedim
“Sürekli yazdığımı kontrol edip yanlış olursa siliyorum” dedi




Başparmağındaki yakınmaların zorlanmaya bağlı olduğunu, bunun için bu parmaklarını kullanmamasını, ille de mesaj yazmak istiyorsa diğer parmakları ile yazmasını söyledim ve sağ elinin başparmağını dinlendirmek için atele aldım.

Salı, Temmuz 27, 2010

google yasağı




Bugün piknik sonrası allerji yakınması ile başvuran bir bilgi işlem sorumlusuna
"Ne oldu da Google'ın bütün servisleri kapandı?" diye sordum
"Google tüm servislerini tek IP numarasına yükleyince Youtube'un yanı sıra Earth, Translate, Picasa gibi servisleri de yasaklanmış oldu.





Devlet de yasağı sıkılaştırdı, eskiden DNS ayarları değiştirilerek girilirken şimdi sistemde hosts dosyasını değiştirmek gerekiyor" dedi
"Siz sorumlu olduğunuz kurumda çalışanlara bu servisleri açabilirsiniz yani?" dedim
"Evet ama yasağı delmiş oluruz, o yüzden yapmıyoruz" dedi



"Google Türkiye'yi zorlamak için mi bu adresleri birleştirdi?" diye sordum
"Hayır canım, adamların teknik politikaları bu. Türkiye'de olacağız diye bir kaygıları yok ki. Rahat çalışamıyoruz diye devasa Çin pazarından bile çıktılar" dedi
"Esas anlaşmazlık nerden kaynaklanıyor?" diye sordum
"Youtube'un şikayet üzerine çalışan bir denetim sistemi var. Şikayet edilen videoyu kaldırıyor, ama sadece Türkiye'den kaldırıyor. Biz de diyoruz ki tüm dünyadan kaldır. Bunu kabul edersek sansür olur diyorlar. Bunu yasaklatan da ADD, televizyonda gördüm, şikayet eden kişi ben 'Atatürk'e laf söyletmem, sonu nereye varırsa varsın' diyordu" dedi




"Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?" dedim
"Bunu yasaklayamazsınız. Biz görmüyoruz ama bütün dünya görüyor.
Bakın Doktor bey, ben doktoramı yurt dışında yaptım. Oraya ilk gittiğimde herkes bana Geceyarısı Ekspresi filmini soruyordu, ben ise hiç bir şey söyleyemiyor, Türkiye'yi savunamıyordum, çünkü film burada yasaklı olduğundan seyretmemiştim, bir fikrim yoktu. Filmi bütün dünya izlemiş biz yurtiçinde yasaklamışız, bunun ne anlamı var? Bu da aynı şey!" dedi

Kaşıntısı için Terfenadin tb 1x1 yazdım ve özellikle çam ağaçlarının altından uzak durmasını önerdim.

Salı, Mayıs 11, 2010

nitrogliserin





Bugün kalp ilaçlarını yazdrımak için başvuran bir hastaya nereden emekli olduğunu sordum.
"Makine Kimya'dan emekliyim" dedi gururla.
"Kırıkkale'den mi? diye sordum
"Hayır Ankara Elmadağ'dan. MKE'nin Kırıkkalede sekiz, Ankara'da üç, bir de Çankırı'da fabrikaları vardır" dedi
"Neden hep İç Anadolu'da, savunma amaçlı mı?" diye sordum
"Olabilir, bilmiyorum" dedi


"Ne üretiyordunuz?" dedim
"Dinamit ve fitil üretiyorduk. Riskli iş, kazası çok. Nitrogliserinle uğraşıyorsun. Biliyorsunuzdur, nitrogliserin taşınırken sarsılırsa patlar" dedi
"Böyle eski bir film vardı, kamyonlarla patlayıcı taşıyorlardı da en sonunda patlıyordu" dedim


"Evet, Dehşet Yolcuları diye çok güzel bir filmdi. Eskiden nitrogliserin yoğurtçular gibi kovalarla taşınırmış. Artık borularla taşınıyor" dedi
"Barut da yapıyor muydunuz?" diye sordum
"İki çeşit barut vardır. Kara barut salkım söğütten yapılır, başka bir şeyden olmaz. Söğüt ağacını fırında kömür haline getirip, ufalayıp, amonyum nitratla karıştırırsan barut olur. Fitillerde bu kullanılır. Nitrogliserinden beyaz barut üretilir, tepmesiz toplarda, dinamitte kullanılır, onun formülü ayrıdır." dedi.



Fotoğraflar adı geçen filmden
Filmle ilgili rahmetli Hızır Tüzel'in yazısı da burada

Salı, Şubat 16, 2010

ses monitörü





Bugün soğukalgınlığı yakınmaları ile başvuran gençten bir delikanlı
"Doktor bey ilacı annemin karnesine yazabilir misiniz? Ben bu ay çok açıldım da" dedi

"Neden açıldınız?" diye sordum.
"Çok güzel bir ses monitörü aldım, biraz tuzluydu" dedi
"Ses monitörü nedir ki?" dedim
"Bir nev'i hoparlör, ama gelen ses sinyalini hiç değiştirmeden dışarı veriyor. Kayıtta ne varsa aynen duyuyorsunuz. Normal hoparlörler, en iyisi de olsa sesi kendine göre biraz değiştirir. Basları tizleri yapısına göre ayarlar, bu hiç değiştirmiyor" dedi




"Odayı da strafor kaplatın bari" dedim
"Artık oduvarları kaplatmaya gerek yok. Odaya göre ses düzeni yapan şirketler var. Odanın hoparlörlerin planını gönderiyorsun, onlar hesaplayıp sana strafor benzeri maddeden yapılmış bir iki plak ve silindir gönderiyorlar. Verilen şemaya göre hassas ölçümle duvara ve odanın köşelerine yerleştiriyorsun. Odan bir anda stüdyoya dönüşüyor, aniden bütün basları duymaya başlıyorsun" dedi




"Tizleri?" dedim
"Tizleri zaten hoparlörden duyuyoruz. Esas basları odadan dinliyoruz" dedi



Çarşamba, Kasım 04, 2009

meteoroloji ve domuz gribi




Bugün elindeki pnömokok (zatürre) aşısını yaptırmak için başvuran bir meteoroloji çalışanına
"Neden bu aşıyı yaptırmak istiyorsunuz?" diye sordum
"Domuz gribi aşısını yaptırmak istemiyorum, baksanıza Başbakan bile yaptırmayacağını açıkladı. Diğer grip aşısından olayım dedim, o da her yerde tükenmiş. Eczacı bu aşıyı önerdi. Ölümler hep zatürreden olyor diye aklıma yattı, 47 lira verdim. Siz ne diyorsunuz?" dedi
"Risk grubunda olmadığınızdan aşılanmanıza gerek de yok, yani isteseniz de domuz gribine karşı aşılanamazsınız.
Öte yandan bu yeni aşının yan etki açısından diğer mevsimlik grip aşısından hiç bir farkı yok. Ortalıktaki bütün rivayetler özellikle medyanın cehaletinden ve sorumsuzluğundan kaynaklanıyor. Nitekim ben de bugün domuz gribine karşı aşılandım. Sıra okullara gelince çocuğuma da yaptıracağım.

Elinizdeki aşıya gelince onun yan etkileri de domuz gribi aşısı ile aynı, ayrıca sizi domuz gribinin sonucu oluşacak zatürreye karşı korumaz.
Bu sadece özel hastalara yaptığımız bir aşı, bence eczaneye geri verin" dedim ve "Sizi bulmuşen ben de bir soru sorayım:
Gelecek ay bir bisiklet turu yapmayı planlıyorum, bir ay sonraki hava durumunu tahmin edebiliyor musunuz?" diye ekledim
"Ancak geçmiş istatistiklere bakılabilir. Ölçümle yapılan tahminler için en fazla 10-14 gün önceden bir şeyler söyleyebiliyoruz" dedi


"Geçen ay bütün hafta yağmurlu dediniz, hiç yağmadı" dedim
"Şimdi biz çok değişik verileri toplayıp büyük ve pahalı makinelere giriyoruz, o bu verileri işleyip bir sonuç çıkartıyor. Bahsettiğiniz hafta 50 kilo yağış düşeceğini söyledi.


Biz de pek inanmadık bu mevsimde o kadar yağış olacağına ama raporları her zaman kötü olasılığa göre hazırladığımızdan öyle dendi. Sonuçta 15 kilo yağdı" dedi


Perşembe, Ekim 22, 2009

basınçlı su





Bugün domuz gribi aşısı hakkındaakıl danışmaya gelen bir hastaya risk grubunda olup olmadığını anlamak için ne iş yaptığını sordum
"Basınçlı araba yıkama makineleri üretiyorum" dedi


"Kaç bar basınç oluyor onların içinde?" diye sordum
"150 bardan 300'e kadar değişiyor" dedi
"Ne kadar çokmuş, insanın üzerine gelse yaralanır" dedim


"Tabi zaten üzerinde uyarı var, insana hayvana tutmayın diye. Basınçlı su çok güçlüdür, 4500 barda su ile 10 milimetrelik çeliği lazer gibi kesiyorlar" dedi

Risk grubunda olmadığından muhtemelen kendisine domuz gribi aşısı yapılmayacağını, ancak aşıyla ilgili endişe edilecek bir durum olmadığını, ortalıkta çok fazla dezenformasyon olduğunu ama en sağlıklı bilginin Dünya Sağlık Örgütünün
web sitesinden alınabileceğini, benim de bu sitedeki bilgilere göre kendime ve çocuğuma aşı yaptıracağımı söyledim.

Salı, Ekim 13, 2009

kelime doğrulama







Bugün özel diş hekimin yazdığı reçeteyi repete ettirmek isteyen bir bilgisayar mühendisi başvurdu.
Reçetedeki bir ilacı okuyamadığımdan Google'da aratırken, ,
"Ne dersiniz bu Google da bir gün Altavista gibi silinip gidecek mi?" diye sordum


"Silinmemek için çok uğraşıyorlar, sürekli yeni şeyler geliştiriyorlar. Şimdi de reCaptcha'yı açtılar" dedi.
"O da nedir?" diye sordum
"Captcha internette kullanıcıların gerçekten insan mı yoksa robot mu olduğunu test etmek için kullanılan kelime doğrulama sitemine verilen ad. Buna turing testi deniyor. Aslında ters turing testi demek lazım çünkü turing testi karşı tarafın insan mı robot mu olduğunu anlamak için insanlar tarafından yöneltilir, buradaysa robot insana soru soruyor. Google şimdi bunu kütüphanelerdeki eski kitapları okutmak için kullanmaya başladı" dedi


"Nasıl yani?" dedim
"Misal, kütüphanelerde dijital ortama aktarılmamış milyonlarca kitap var. Bunları tarayıp resim olarak internete yükleyebilirsiniz, resimden okuyabilirsiniz ama tekrar yazılmadıkça içinde arama yapamazsınız. Google şimdi bunu yapmaya başladı.




Kitaptan bir kelimenin resmini gösteriyor, sen onu aşağıdaki kutuya yazarak belki 1800 lerde yazılmış bir kitabın dijital ortama aktarılmasına katkı sağlamış oluyorsun. Her saniye kaç milyon kelime doğrulama yapıldığını düşünürseniz büyük bir potansiyel"
dedi



"Peki madem Google o resimde ne yazdığını bilmiyor, benim girdiğim kelimenin doğru olduğunu nasıl anlayacak?" diye sordum
"İki kelime soruyor, ilki daha önce başkası tarafından yazılmış, onu doğru girerseniz ikinciyi de doğru kabul ediyor" dedi


Son resim Rapidshare'in bir süre uyguladığı görüntülü Captchanın nasıl çözüleceğini anlatıyor

Salı, Eylül 29, 2009

soda-kola




Bugün başdönmesi yakınması ile başvuran bir gıda mühendisinin tansiyonunu düşük bulunca biraz tuzlu yemesini veya günde bir iki maden suyu içmesini söyledim.



"Çalıştığım işyerinde maden suyu üretiyoruz zaten. İçmeye çalışıyorum ama hele gazsız içince tadı pek kötü oluyor" dedi
"Maden suyu yeraltından doğal olarak gazlı çıkmıyor mu?" diye sordum
"Çok düşük bir gaz oranı var, esas şişelenirken içine karbondioksit basılıyor" dedi
"Soda ile maden suyunun ne farkı var?" diye sordum


"Maden suyu doğal yeraltı suyu, soda ise içine karbondioksit basılmış memba suyu. Gerçi yazın işlere yetişemediğimizde bizim de maden suyunu yarı yarıya sulandırıp şişelediğimiz oluyor. Hatta size bir şey söyleyeyim, bazı küçük su şirketleri de tüketim arttıp da kaynakları siparişe yetişemezse belediye suyunu şişeliyorlar" dedi


"Ben de geçen yaz aldığım bir şişe suyunun tadını kötü bulunca acaba sahte mi diye firmaya yazmıştım, yanıt vermemişlerdi." dedim
"Bu meşrubat işinde üçkağıt çok oluyor. Mesela çeşmeli kola makinelerinde 20 litrelik karton kutuya koyulmuş naylon torbada kola şurubu kullanılıyor. Ambalaj masrafı olmadığından çok ucuza geliyor ama onu bile sulandırırken ayarı ile oynayıp daha da ucuza getiriyorlar" dedi



"Sulandırıldığı belli olmuyor mu?" diye sordum
"Normalde % 11 şeker olması gerekirken 8-9 a kadar düşürüyorlar. Buzla falan kaynayıp gidiyor" dedi