Çarşamba, Şubat 27, 2008

yüzme


Bugün havuza girmek için rapor isteyen bir yüzücüye hangi stilde yüzdüğünü sordum. Sırtüstü yüzüyormuş. “Ben sırtüstü yüzdüğümde yüzüme çok su geliyor, rahatsız olup bırakıyorum, siz nasıl su sıçratmadan yüzebiliyorsunuz?” dedim. “Teknikle ilgili bir şey, elleri bilekten kırmak gerekiyor, böylece suya girerken ve çıkarken fazla su kalkmıyor” dedi. “Kelebek yüzme de bana çok zor geliyor, onun püf noktası nedir?” dedim. “Kelebek stilde bütün işi bel kasları yapıyor, sudan çıkıp girmenin yanı sıra kolları ve ayakları senkronize çırpmak da önemli ama ve suyun içinde dalgalanma hareketini yapan kaslar esas olarak bel bölgesinde. O kasları güçlendirmek lazım” dedi.
Herhangi bir rahatsızlığı bulunmadığından istediği raporu verdim

Salı, Şubat 12, 2008

dershane


Bugün devletten emekli olup şimdi özel dershanede ders vermekte olan bir öğretmen ilaç yazdırmaya geldi. Son günlerde sınava hazırlanan ve dershaneye giden öğrenciler sık sık bunaltı yakınması ile başvurduklarından, kendisine “Dersaneye gitmeden sınav kazanmak mümkün değil midir?” diye sordum.
“Çok zor” dedi.
“Neden peki, sınavlarda derste öğretilenler sorulmuyor mu?” dedim.
“Bu bakanlığın hatası. Ders programları çok kötü hazırlanmış, konuların birbiriyle bağlantısı yok. Öğrenci 9. sınıfta öğrendiği konuyla 10. sınıfta öğrendiği konunun birbiri ile bağlantısını kuramıyor. Dershane esas olarak bu işlevi görüyor, tabi test tekniğini de öğretiyor, o ayrı” dedi.
“Bir örnek verir misiniz?” dedim.



“ÖSYM öyle sorular soruyor ki, doğru yanıtı bulmak için değişik sınıflarda öğretilen bilgileri birleştirmek gerekiyor. Örneğin sindirim sitemi ile ilgili bir soruda öğrenci, ağızdaki enzimleri, gıdaların yapıtaşlarını, enzimlerin ortamın pH’ı ile ilgilerini bilmek ve kafasında birbiriyle ilişkilendirmek zorunda”
dedi.
“Yine de dershaneye gitmeden olmaz mı?” diye üsteledim.




“Eğer öğrenci evde disiplinli bir şekilde çalışabiliyorsa olabilir, ama zor. Süre tutarak test çözmesi lazım, dershane esas olarak disiplinli çalışmayı sağlıyor. Aslında bu çok kötü bir sistem, keşke bütün dershaneler kapansa, ama sistem böyle kurulmuş. Benim de kızlarım üniversiteye hazırlanırken dershaneye gittiler.”
dedi.


Fotoğraflar geçen yılın ÖSS birincileri

Perşembe, Şubat 07, 2008

paintball




Bugün Paintball sahasında çalışmak için sağlık raporu almaya gelen bir beye bu oyunun nasıl oynandığını sordum.
Profesyonel maçlarda iki takım 5 dakika süre ile engebeler oluşturulmuş bir arazide birbirlerine karşı saldırıp karşı tarafın arkasındaki bayrağı almaya çalışıyormuş. Havalı tüfeklerle ve gıda boyası içeren yuvarlak kapsüllerle yapılan atışlarda vurulan safdışı kalıyormuş.
"5 dakika çok kısa değil mi?” dedim

“O beş dakika oyunun içinde insana 1 saat gibi geliyor, çok zevkli bir oyun” dedi. “Vurulduğunu kim kontrol ediyor?” dedim. “Sahanın iki yanında federasyondan hakemler oyunu takip ediyorlar, vurulanı ayırıyorlar. Bazen engebelerdeki eski boyalara sürtünüp üstünü boyayanlar, ya da vuruldu halde eliyle boyayı çıkaranlar oluyor, hakemler bunları da ayırt ediyor.” dedi.
“Federasyonu da mı var bu oyunun?” dedim.

“Avcılık atıcılık federasyonuna bağlı ama ayrılmaya çalışıyorlar”
dedi
“Tehlikesi var mı?” diye sordum.

“Mutlaka özel kıyafetler, ve gözlük takarak oynanıyor, ama yakın atışlarda kıyafete rağmen insanın canı yanıyor”
dedi.
“Amatör olarak nasıl oynanıyor?” diye sordum.
“O zaman bir saat ve bir kutu kapsül karşılığı 20 lira verip yine iki takım halinde savaşıyorsun. Vurulanlar, 1 dakika oyundan çıkma cezası alıyor, kenardaki paravanın arkasında bekliyor.


Mermin biterse 5 lira karşılığında elli kapsül daha alabiliyorsun”
dedi. Herhangi bir sağlık sorunu olmadığından istediği raporu verdim.

Salı, Şubat 05, 2008

anayasa değişikliği



Bugün ilaç yazdırmaya gelen bir hukuk profesörüne gündemdeki anayasa değişikliği paketi hakkında ne düşündüğünü sordum. Sinirle:
“Ne düşüneceğim” dedi.
“Ben de onu soruyorum, ne düşünüyorsunuz?” dedim.
“Bu memlekette kılık kıyafet yasası var, dini semboller taşımak yasaktır” dedi.
“Haç taşıyan papazlar suç mu işliyorlar?” diye sordum.
“Onlar Lozan Anlaşmasına dayanarak taşıyorlar, onun dışında hiç kimse taşıyamaz, suçtur” dedi.
“Sizce yapılan değişiklik laikliğe aykırı mı?” diye sordum.
“Anayasanın değiştirilemez maddeleri vardır. Siz laikliği değiştirmiyorum dersiniz ama içini boşaltırsanız olmaz. Şimdi ben sizin doktor olduğunuzu kabul edip, şunu yapamazsın bunu yapamazsın diye kısıtlasam sizin doktorluğunuzun içini boşaltmış olurum, bu buna benziyor” dedi“Bu değişiklik Anayasa Mahkemesi’nden döner mi sizce?” diye sordum.
“Dönebilir de dönmeyebilir de. Benim orada sınıf arkadaşlarım var, (isimlerini vererek)biri mesela daha iktidara yakın, O bence onaylar, öbürkü uzak o da iptali yönünde oy kullanır” dedi.
“Hukukta kararlar pek objektif olmuyor o halde” dedim.
“Bu yorum farkıdır, politik görüşler de rol oynar. Ama üniversitede türban olmaz. Şimdi bir sürü teknoloji var, sınavda o örtünün altında telsiz kulaklık var mı yok mu nasıl anlayacağız?
Kadın asistan bulup açtıracağız, kendin açmaya kalksan hamile kaldım derler” dedi ve ekledi "Bu sorun çözülecek değil, hiç ellenmemesi gereken bir sorun. Bazı konular böyledir, statüko iyidir, korumak gerekir, kaşırsan iyice çözümsüzleşir”

Fotoğraflar bu siteden

Pazartesi, Şubat 04, 2008

adli inşaat



Bugün oğluna pnömokok aşısı yaptırıp yaptırmama kanusunda fikir danışmaya gelen bir inşaat mühendisine hangi alanda çalıştığını sordum.
Adli inşaat mühendisiymiş. Bunun tam olarak ne anlama geldiğini sordum.
“Binalarla ilgili çıkan anlaşmazlıklarda sorumluluğun kimde olduğunun belirlenmesine yarıyor” dedi ve anlattı:
“Bir binayı yapınca komşu binada sorun hemen çıkmıyor, yeni binanın zenmine oturması zaman alıyor. Örneğin Balçova’da ikisi de 30 yıl önce yapılmış 7’şer katlı iki bina var. Aralarındaki boş arsaya yine 7 katlı yeni bir inşaat yapılmış. Yeni binanın yapılmasından 5 yıl sonra komşu iki binada da çatlamalar ortaya çıkmış, hatta biri oturulamaz raporu verilip boşaltılmış. Bu durumda boşaltılan binadakiler dava açıyorlar ama sorumlu kim? Bunu saptamak çok zor. Kanun inşaatın bitiminden 5 yıl sonra bina sağlamsa müteahhitin sorumluluğu biter diyor, aralarına yapılan bina yapılalı 5 yılı geçmiş. Zeminde 30 yıl içinde büyük değişiklikler olmuş, 30 yıl önce 1 metreden çıkan su şimdi 2,5 metreden çıkıyor. Her iki eski bina komşu inşaat başlamadan önce 2,5 santim kadar zemine oturmuş. Biz burada kusuru hakkaniyetle dağıtacak bir sistem üzerinde çalışıyoruz. Yani kusurun bir kısmı müteahhide ait olduğu gibi bir kısmı da zemine ait olabilir” dedi.
“Peki yeni yapılan binanın daha sağlam temellerle yapılması , kazık çakılması komşu binaları kurtarır mıydı?” diye sordum.
“Evet komşu binalara zarar vermeyecek çözümler var , ama ekstradan 500-600 bin lira masraf çıkartacak. E bu arsanın sahibinin sağdaki soldaki bina sahiplerinden bir ayrıcalığı yok ki. Aynı katı çıkıyor, aynı vergiyi veriyor, neden öbürkülerden 2-3 daire parası fazla masraf etmek zorunda olsun” dedi ve ekledi “Bu çalışmalarla standartları oluşturunca mahkemenin atadığı bilirkişilerin ahbap çavuş ilişkisi içinde inşaata şöyle bir bakıp fikir yürütmeleri sona ereceği gibi, zemin etüdü yapıyoruz deyip doğru dürüst sondaj yapmadan rapor veren firmalara da sorumluluk yüklenecek”

Kendisine pnömokok aşısının ancak yetersiz beslenme, immün sitemi yetersizliği, ya da kalpte delik gibi ciddi sağlık sorunu olan çocuklara uygulanmasının doğru olduğunu, rutin uygulanacak bir aşı olmadığını, uygulanacak olsa bile aşının koruduğu bakterilerin Amerika'dan elde edilmiş bakteriler olduklarını ve yapılan çalışmalara göre bahsi geçen aşının ülkemizdeki bakterilere karşı koruyuculuk oranının oraya göre çok düşük, % 40 lar düzeyinde olduğunu, benim de kendi çocuğuma bu aşıyı yapmadığımı anlattım.
"Peki bu reklamlar ne oluyor?" dedi.
"Ne yazık ki bu reklamlar ticari amaçla yapılıyor, zira bebeklere 4 doz aşı yapmanın maliyeti asgari ücretten fazla, yaklaşık 500 lira. Reklamlarda bize anlatılmak istenen 'bu aşıyı yaptırırsan iyi ebeveynsin, yoksa çocuğunun başına gelecek şeylerden sen sorumlu olursun' düşüncesinin doğru olduğunu düşünmüyorum" dedim, ve Sağlık Bakanlığı'nın kesinlikle yapılması gereken tüm aşıları ücretsiz olarak uyguladığını, hatta eskiden bazı anne babaların ilk aylarda ayrı ayrı yapılan karma aşıları ateş yapar diye tercih etmeyip eczaneden aldıkları ithal beşli karma aşıların bile şu anda sağlık ocaklarında ücretsiz olarak yapıldığını belirttim.

Deprem fotoğrafları bu siteden.
Son fotoğraf Muş’un kuş uçmaz kervan geçmez tepelerinde Bağışıklama Günü.