Cuma, Aralık 28, 2007

fay

Bugün mide ağrısı yakınması ile gelen bir hastaya stresi olup olmadığını sordum.
“İşyerim çok stresli” dedi.
Nedenini sordum.

Devlet memuru olarak çalışan bir jeoloji mühendisiymiş. Görevi fay hatlarının yerlerini belirlemek ve buraların imara açılmasını engellemekmiş.
“Tahmin edersiniz çeşitli kişilerden uygunsuz istekler çok geliyor, bunlara karşı çıkmak da kolay olmuyor. Fayın tam üzerinde kısıtlı yapılaşma izni istiyorlar, oysa ki fayın çevresinde fay koruma bandı oluşturulması, 150 metreye kadar hiç yapılaşma olmaması gerekir” dedi.
“Kısıtlı yapılaşma nedir?”diye sordum.
“Riskli bölgelerde normalden daha güçlü binaların yapılmasına izin verilmesi” dedi.
“Karşı çıkamayıp fayın üzerine yapılaşma izni verdiğiniz oldu mu?”diye sordum.
“Henüz olmadı, direniyorum, ama stres yaratıyor işte.” dedi.
“Bir yerde fay olduğu nasıl anlaşılıyor?”diye sordum.
“Çeşitli yöntemleri var, kayaların analizi, çevrenin incelenmesi, fay aynası denen kayma bölgelerinin görülmesi ile anlaşılıyor. Ayrıca toprak katmanlarının bir nev’i röntgeni de çekiliyor, alttaki yapılar görülüyor” dedi.
Bulunduğumuz bölgede fay hattı bulunup bulunmadığını sordum.
Fay hattı yokmuş ama yumuşak kumlu ve suyu bol bir zemin varmış.” Böyle zeminlerde 7 şiddetindeki bir depremde bina sağlam olsa bile ya 2-3 katı toprak altına giriyor, ya da bina yıkılmıyor, ama olduğu gibi yan yatıyor” dedi.
“Ne yapmak lazım o zaman?” diye sordum.
“Kazıklı temeller bir çözüm olabilir ama pahalıya maloluyor, bir de zemin etüdü yapılıp varsa yer altı sularının drenajı zemini sağlamlaştırabilir.” dedi.
“Sondaj kuyuları bu drenajı sağlar mı?”diye sordum.
“Hayır, bu şeklide çekilen suyun yerini başka kaynaklar doldurur. Suyun başka bölgeye drenajı gerekir” dedi.
Mide ülseri için Famoser 40 mg tb ve stresi için Trankobuskas drj 3x1 yazdım. Midenin en büyük düşmanı olan stres ve sigaradan uzak kalmaya çalışmasını önerdim.

İlk iki fotoğraf bu siteden.
Fay koruma bandı ile ilgili bir haber.


Çarşamba, Aralık 26, 2007

erken emeklilik

Bugün ilaç yazdırmak için gelen bir emekli karnesi yerine Akbank Tekaüt Sandığı’ndan aldığı imzalı bir yazıcı çıktısını uzatınca neden karnesi olmadığını sordum.
“Biz özel sigortadan emekliyiz” dedi.
“Nasıl yani SSK ile bağlantınız yok mu?” dedim, yokmuş.
Akbank ve eski Öğretmenler Bankası çalışanlarının sigorta primlerini kendi kurduğu emekli sandığına yatırıyor, emekli maaşlarını da kendi ödüyormuş.
“Zamanında dediler ki, sigortanın zorunlu tuttuğu miktardan %25 fazla ödeyin, emekli maaşınız da her ay SSK’nınkinden %25 fazla olsun. 12 yıl böyle ödedik, sonra Sabancı Kayseri’li ya; ‘Bu iş böyle olmaz, sigorta ile aynı primi keselim’ dedi, maaşları da sigorta ile aynı miktarda vermeye, yatırdığımız fazla primlerin üzerine yatmaya kalktı. E bizde de uyanık çok, dava açtılar, üç yıl sürdü kazandık. Şimdi 25 yıl yerine 12 yıl fazla prim ödediğimizden sigortalıların maaşının % 12 fazlasını alıyoruz” dedi.“Ne kadar alıyorsunuz?” dedim, 800 lira alıyormuş.
“13 yaşında yazın tuğla fabrikasında çalışmıştım, oradan sigortam başlamış. 25 yılı tamamlayınca 38 yaşımda emekli oldum,8-10 yıl da emekli olduktan sonra sigortasız çalıştım, artık çalışmıyorum, Allah bereket versin” dedi.
“Emekli olunca size ilk sigorta yapan tuğla fabrikasının sahibine bir çiçek, tatlı falan götürseydiniz” dedim.
“Haklısınız!” dedi.

Fotoğraflar 38 yaşında emeki olup gezmeyi seçenve bu konuda kitap yazan Amerika'lı bir çifte ait


Salı, Aralık 25, 2007

telgrafın telleri

Bugün o kadar çok hasta vardı ki kimseyle doğru dürüst konuşamadım. Son hasta ilaç yazdırmaya gelen, Telekom’dan emekli bir mühendis olunca kafamı biraz dinlendirmek için nerelerde çalıştığını sordum. 1956 yılında Erzurum’da göreve başlamış.
“Erzurum’da o zaman iki telefon, bir muhabere hattı vardı, iki kişi telefonu kaldırdı mı üçüncüsü konuşamazdı. Sonra biz havai hat sayısını arttırdık, altıya çıkardık. Ovvv; o zaman görecektiniz altı kişiye aynı anda görüşme yaptırbiliyoruz diye nasıl göğsümüzü kabartıp geziyorduk. Sonra hat sayısı 12 ye 24’ e çıktı en sonunda radyolinklerle 1800’e vardı” dedi.
“Muhabere hattı nedir?”diye sordum. Telgraf hattıymış. Mors alfabesini bilip bilmediğini sordum.
“Biraz anlardım ama esas o işi yapan arkadaşlar bir yandan dinler, bir yandan şıkır şıkır yazarlardı. Hatta bir gün trende kızıyla giden bir PTT’ci yan koltuktakilerin koltuğun kolçağına mefailün failün diye vurmalarını dinleyip kızı hakkında konuştuklarını anlayınca, o da kolçağı tıkırdatarak ‘Efendi gibi oturun, ayıp oluyor ben de PTT ciyim’ demiş" dedi
“Eskiden telefonda konuşurken başkalarının konuşmaları duyulurdu, o neden oluyordu?”diye sordum.
“Eskiden izolasyonda kullandığımız, direklerdeki deve boyunlarına asılan fincanlar yerli malıydı, iyi pişirilmiyordu. Yağmur yağdığı zaman yalıtkanlıkları azalıyor, geçirgen hale geliyorlardı. Sonra araştırdık, en iyi fincanları Bulgaristan’da yapıyorlarmış, ben bizzat gittim test etim, kalitesini görünce oradan almaya başladık” dedi.

“Bulgaristan’ı nasıl buldunuz?” dedim.
“Bulgaristan o zaman yoksuldu, ama esas tel almak için İtalya’ya giderken 72 yılında uçağımızı kaçırdılar, Sofya’ya indirdiler, büyük macera yaşadık” dedi.
Kendinden kıdemli bir mühendisle birlikte seyahat ediyorlarmış. Korsanı görünce gözü ısırmış, ‘Abi bu bizim oralı, sorayım mı?” demiş. Abisi yapma dese de, ‘yok ben konuşacağım’ diye gitmiş; korsana
‘Hemşerim memleket neresi?’ demiş.
Hava korsanı “Memleket Türkiye, daha ötesi yok” demiş. Aynen böyle demiş.
“Ben de K’lıyım, hemşeriyiz galiba" deyince ortam yumuşamış, sohbet etmişler.
Korsan, memleketlerine doğru düzgün yol olmamasına isyan ettiğinden uçak kaçırdığını söylemiş, sonra yolcuları serbest bırakmış, ve tutuklanmış.
Telekom’un satılmasını nasıl karşıladığını sordum.
"Doktor Bey benim malda mülkte gözüm yoktur, memleketteki babamda kalan her şeyi kardeşime bıraktım, sattılar üzülmedim. Ama Telekom satıldı 6 ay, bir sene üzüntümden uyku uyuyamadım.
Biz orada zevkle şevkle çalıştık, bir şeyler meydana getirdik. Özal iktidara gelince telefonsuz köy kalmayacak diye talimat verdi. O zaman sorumlu olduğum doğu illerinde en ufak mezraya kadar havai telefon hattı çektik, Kapasiteleri iki hattan 1800 hatta çıkardık. Şimdi emeklerimizle oluşturduğumuz şirket satıldı, hala içime sindiremiyorum.
Kıbrıs harekatından sonra Kıbrısın PTT’sini devralmaya
ben gittim. Orada şehitlikleri gezerken gördüm ki aslında çok şehit vermemişiz ama Girne ile Beşparmak dağları arasındaki bir vadide şehitlik sayısı birden artıyor. Sordum orada ayrı yönlerden gelen ki alayımız yunanlıların muhaberemizi bozması sonucu haberleşemeyerek birbirlerini kırmışlar, ta ki bir akıllı Yüzbaşı tepede Türk Bayrağını kaldırmış da mesele anlaşılmış. Zaten Atatürk zamanında demiş: “Muhabere olmadan muharebe kazanılamaz” diye. Diyeceğim o ki muhabere çok önemlidir, satılması hiç iyi olmadı” dedi

Resimler 50'li yıllara ait telefon reklamları.

Cumartesi, Aralık 15, 2007

balıklı kaplıca

Dün uzun süredir sedef hastalığından mustarip olan bir hastama Sivas Kangal’daki Balıklı Kaplıca’ya neden gitmediğini sordum. Bu kaplıcadaki balıkların sedef hastalığı nedeniyle oluşan kabukları yiyerek hastalığı kalıcı olarak tedavi ettiklerini okumuştum.
Hasta:
"Gittim doktor Bey, ama kalamadım. Otellerin günlüğü 120 lira, köpek bağlasan durmaz pansiyonlar 80 lira. Tedavi için de 21 gün kalmak gerekiyormuş, çok büyük para, geri döndüm” dedi.
“Banyolara girmek için ayrıca para alınmıyor o halde” dedim
“Olur mu balıklı göle giriş her seferinde 30 lira, şöyle bir bakayım dedim, onun için bile 30 lira istediler” dedi.
“Oraya kadar gidip göremediniz mi yani?” diye sordum.
“Yok kavga dövüş girdim , şöyle bir dolaştım. Hep almanlar, Avrupalılar. Onlara ucuz geliyor tabii, hem tedavi oluyorlar, hem tatil yapıyorlar” dedi

Yakınmaları için Vaselin Salycyliqué % 2 use ext yazdım.

İlk fotoğraf, aynı balıkları kullanarak 2006'da kaplıcalar açan Japonya'dan.


Perşembe, Aralık 13, 2007

geç gebelik

Bugün 60 yaşında bir hanım 12 yaşındaki dördüncü çocuğu ile başvurunca böyle geç yaşta doğum yapmasının sebebini sordum.
“Ah bilsem yapar mıydım!” dedi.
Hasta, 3 çocuk doğurduktan sonra 12 yıl önce adetten kesilince menapoza girdiğini düşünüp önemsememiş. Bir yakınması da olmayınca doktora ancak 8 ay sonra gitmiş. 7 aylık hamile olduğunu öğrenince ayılmış bayılmış, kendini yerlere atmış.
“Hiç hareketini de mi hissetmemiştiniz?” diye sordum.
“Hiç hissetmemiştim, ama doktor haberi verdikten sonra ben bebeği, bebek beni fark etti, hareket etmeye başladı.” dedi
“Kilonuz da mı değişmedi?”diye sordum.
“Hafif göbeklendim ama bütün kıyafetlerim üzerime oluyordu. İşin ilginç yanı sabah hastaneye giderken kapanan pantolonum, hamile olduğumu öğrendiğim andan itibaren kapanmamaya başladı” dedi.


Pazartesi, Aralık 10, 2007

taksitli satışlar

Bugün boğaz ağrısı yakınması ile başvuran bir hasta rapor istediğini söyleyince ne iş yaptığını sordum. Apartmana gelen broşürlerden tanıdığım bir züccaciyecide çalışıyormuş.
Broşürlerde neden sadece bir taksit miktarının yazıldığını sordum.
“Kadınlar takside dayanamıyorlar da ondan” dedi ve ekledi “Taksit miktarı düşük olunca para ödenmiyor gibi geliyor herhalde, bir de kocalarından gizli alıyorlar”.
“Neler alıyorlar daha çok?” dedim.
Kadınlar kızlarına çeyiz, erkekler daha çok elektronikle ilgileniyorlarmış.
“Borcunu ödeyemeyen çok oluyor mu?” diye sordum.
Yüzde 20’si ödemiyormuş.
“Ne yapıyorsunuz o zaman?” diye sordum.
“Önce telefon ediyoruz, sonra posta ile tebligat yapıyoruz, en son çare icraya veriyoruz” dedi.
“İcralık olan çok oluyor mu?” diye sordum
“Yok icradan önce mali müşavirimiz var, o son bir kez gidip konuşuyor, o zaman bulup buluşturup ödüyorlar. Zaten 100 liranın üzerindeki alımlarda kiracılara taksit yapmıyoruz, malı müşteriye teslim etmiyor evine götürüp bırakıyor, hatta kuryemiz önce komşularına , esnafa bakkala soruyor, bu adam güvenilir mi, batakçı mı diye” dedi.
“Satışlar nasıl gidiyor?” diye sordum.
“Şimdi biz bir malı 10 liraya alıyoruz , 20 liraya satıyoruz, ama müşteriye verdiğimizde ilk başta sadece 2 lirasını alıyoruz. Aslında oldukça riskli bir iş, dengeyi iyi kurmak lazım Malı da vadeli alıyoruz ama kira, elektrik, su, çalışanlar derken ufacık mağazanın 20 bin lira gideri var. Patronlar doğulu, görsen hiç ummazsın ama ticari zekaları var işte” dedi.

Boğazı için Theraflu f tb 3x1 yazdım ve bir gün istirahat verdim.

Cuma, Aralık 07, 2007

c5

Bugün daha önce de sohbet ettiğimiz bir uçak bakım personeli ilaç yazdırmaya gelince geçenlerde televizyondan öğrendiğim bilgiyi doğrulatmak istedim.
İzlediğim belgeselde Amerikalıların büyük C 5 kargo uçaklarına her 1 saatlik uçuş için 16 saat bakım yapıldığı anlatılıyordu. Bu oran bana çok yüksek gelmişti, ama doğruymuş.
Hastam daha önce Mürted Hava Üssü'nde çalışırken bu uçakları yakından görmüş.
“O kadar büyüktü ki pistin ortasında durdu, taksi yollarına giremedi. Amortisörlerini de indirdiler öyle boşalttılar. İçini nasıl anlatsam size, kocaman bir hangar gibiydi. Görseniz 'bu hayatta uçamaz' dersiniz” dedi.
Bire onaltılık bakım oranın çok yüksek bulduğumu, 7-8 saatlik yola gidip gelince neredeyse 10 gün bakım görmesinin normal mi olduğunu sordum.”
"Yaptığı işe göre çok değil. O uçak yeri geldiğinde bir taburun tamamını, tankıyla kamyonuyla birlikte taşıyabilir. Amerika'dan Irak’a asker göndereceksiniz diyelim; koy gemiye iki ayda gelir, ama 10 saat sonra gelmesi savaşta çok şeyi değiştirir” dedi.
"Bu kadar bakım aynı zamanda büyük masraf değil mi?” dedim.
"Büyük masraf ama onun bakım masrafını Amerika ödemiyor ki, biz ödüyoruz. Petrol savaştan önce 22 dolardı, bak 100 dolara çıktı nereye gidiyor aradaki fark? O uçakların masrafına”
dedi.



Perşembe, Aralık 06, 2007

kasiyerlik

Bugün kasiyer bir hastam iş değiştireceği için sağlık raporu almak istedi.
Ne işine geçtiğin sordum, fabrikaya işçi olarak girecekmiş.
Neden iş değiştirmek ihtiyacı duyduğunu merak ettim.
Çalıştığı yerel market ağında kasiyerlerin çalışma şartları çok ağırmış.Günde 12-14 saat çalışıyorlar, hele bir de haftalık sayım olduğunda iş gece 3’te bitiyormuş. Aldığı maaş asgari ücret olmasına karşın, kasa açıklarını, sahte çıkan paraları, sigara ve içki eksiklerini kasiyerlerin ücretinden kesiyorlarmış.
“Her markette usul bu mudur?” diye sordum?
“Kipa ve Tansaş’ta açıkları kesmiyorlar, ancak tutanak tutuluyor, üç kez olunca işten çıkartıyorlar, ayrıca oralarda kasiyerlerden günde 1200 parça mal geçirmeleri isteniyor, daha az geçirenlere artık sizinle çalışmak istemiyoruz diyorlarmış” dedi.
Yeni işi ise hem daha makul çalışma saatlerine hem de daha iyi ücrete sahipmiş.
Hayırlı olmasını dileyerek istediği raporu verdim.

Fotoğraflar Amerika'da çalıştığı markette soyguncuyu balta ile kovalayıp kahraman ilan edilen kasiyer Hafize Şahin.



Salı, Aralık 04, 2007

uzakyol kaptanlığı



Bugün eklem ağrıları ile başvuran bir hastaya ne iş yaptığını sordum.
Uzakyol kaptanıymış.
Son zamanlarda yaz aylarını hep güney yarımkürede geçirmiş. Orada kış olduğundan hava hep kapalıymış, döndüğünde de burada kış oluyormuş.
“Geçen yıl hiç güneş göremedim, ondan olabilir mi?” diye sordu.
Olabileceğini söyledim.

İşini sevip sevmediğini sordum, çok seviyormuş. Askeriyeden emekli olduktan sonra yeni ülkeler görmek amacıyla başlamış, bırakamamış.
“Deniz tutkusu olmasa yapılacak iş değil ama...” dedi.
Ne tür gemilerde çalıştığını sordum, yabancı bandıralı kuru yük gemilerinde çalışıyormuş.
“Gemiler yabancı bandıralı ama armatörleri hep türk” dedi.
Neden böyle olduğunu sordum.
Türk bandırası hem vergiler yüksek olduğundan, hem de kurallar daha ağır olduğundan - mesela daha fazla personel çalıştırmak gerektiğinden, tercih edilmiyormuş.
"Nereler tercih ediliyor peki?" diye sordum.
“İşte Güney Amerika’daki küçük ada devletler, Panama falan. Denizi olmayan Slovenya bile göllerine nehirlerine dayanarak bandıra veriyor” dedi.
“Bandırasını kullandırmanın ülkeye bir zararı oluyor mu, neden bizim şartlarımız ağır?” diye sordum.
“Bir zararı yok, biz yakaladığımızı iyice yolmak istediğimizden kimse türk bandırası kullanmak istemiyor, Rahmi Koç bile düntya turuna çıkarken yabancı bandıralı tekne kullanıyor, vergi geliri de çok olsun derken tamamıyla başka ülkelere gidiyor” dedi.
Uzun yol gemilerinde doktor bulunup bulunmadığını sordum. Büyük gemilerde bulunuyormuş,
“Gerekli evrakları toplayıp liman başkanlığına başvurursanız gemide çalışmak için gerekli karneyi edinebilirsiniz, doktorlar için bir zorluğu yok, ama bizim gemiyle biraz sıkıcı olabilir, zira bizim armatörler gemiyi alınca ortadan kestirip uzatıyorlar, kenarlarını yükseltiyorlar, tonajını arttırıyorlar, ama makinesini değiştirmiyorlar” dedi.

İşin tehlikeli olup olmadığını sordum.
"Yaz ayları güzel, hava bozuğu zaman tatsız oluyor, bir de Afrika ve Amerika kıyılarında korsanlık oluyor” dedi.
“Sizin başınıza geldi mi?” diye sordum
“Nijerya’da geldi. Kendi yaptıkları ahşap hızlı teknelerle silahlı adamlar geliyor, direnirsen öldürüyorlar. Gemide bulunan kumanyayı, boya gibi malzemeleri, buldukları parayı alıyorlar” dedi.
Eklem ağrıları için Aspirin 500 mg tb 3x1 yazdım ve romatizma testlerini istedim.



İlk fotoğraf yeni denenen bir uygulamaymış, yük gemilerini çok büyük paraşüt şeklinde bir yelkenle çekerek yakıt tasarrufu yapıyorlarmış