Çarşamba, Kasım 07, 2007

dağ yürüyüşü

Geçen ay şeker hastalığı tanısı koyduğum bir hastamın bugünkü kontrolünde epey kilo verdiğini görünce nasıl başardığını sordum.
“Geçen ay sizin yaşam tarzımı değiştirmem üzerine yaptığınız konuşma etkili oldu Doktor Bey” dedi.
Tanı koyduğumuz gün kendisine bu hastalığın kronik bir hastalık, ve bu gerçeği kabullenmenin zor olduğunu, insanda 'neden ben?' düşüncesinin oluşmasının çok doğal, ancak bazı hastalarda bilinçaltında gelişen ‘ben hastalığı görmezden gelirsem o da beni görmez’ düşüncesinin yanlış olduğunu, aksine artık hayatını bu hastalığa göre değiştirise hiçbir sıkıntı çekmeden sağlıklı, hatta belki eski haliyle yaşayacağından daha uzun bir ömür süreceğini anlatmış, ve kalorili yiyeceklerden kaçınmasını, az az ve sık sık yemesini, hareket miktarını da arttırmasını önermiştim.

Hasta İzmir’de faaliyet gösteren bir yürüyüş grubuna üye olmuş, her haftasonu İzmir’in dağlarında yürüyorlarmış. Sabah 8'de merkezde toplanıp önce bir kır kahvesinde herkes yanında getirdikleriyle kahvaltılarını ediyor, sonra yürüyüşe başlıyorlarmış. Yürüyüşün temposu en zayıf halkaya göre belirleniyormuş. Mesafe 10 kilometre ile 25 km arasında değişiyormuş. Öğle arası parkura göre 1-3 saatlik bir mola veriyorlar, yine hep beraber yanlarında getirdikleri yemeklerini yiyorlarmış. Otobüs parkurun çıkış noktasında onları bekliyor oluyormuş. Rehber ve ulaşım için 10- 15 lira arası bir ücret ödüyormuş.
Grubun kaç kişi olduğunu sordum.
20-40 kişi arasında değişiyormuş, her yaş grubundan kişiler olmakla beraber hanımlar, özellikle dul ve bekarlar ağırlıktaymış. Çift olarak, hatta çocuklarıyla katılanlar da oluyormuş.
“Dünyam değişti Doktor Bey, ne stres kaldı, ne kilo. Şekerim de 100’ün üzerine çıkmıyor” dedi ve ekledi
“Bu hastalık zaten bende 5 yıldızlı bir tatil köyünde 1 haftalık tatilden sonra ortaya çıktı. Otelde sınırsız yeme içme vardı, hele bir tatlı yapıyorlardı, o kadar hoşuma gitti ki, sürekli yedim, insanın ağzında dağılan baklava gibi bir şeydi. Hayatta bir defa böyle bir şey yaşadık, akibeti de bu oldu”

Fotoğraflar
Kaçkarlar'dan .




5 yorum:

aysegulb dedi ki...

blogunuzu yenı keşfettım
varolun sagolun
bı kac gundur tum yazdıklarınızı bıtırmeye calısıyorum :)
kımı zaman gulup kımı zaman dusundum!gercekten harıka bı iş yapmıssınız tebrık edıyorum ve yazılarınızı merakla beklıyorum..

sevgıler....

egeden dedi ki...

Hastanızı tebrik ederim, ama bu tür faaliyetler için ille de hastalanmayı beklememek gerekir. Burada, İstanbulda da bu tür gruplar var, ama benim en hoşuma giden, şehir içinde yapılan kültür gezileri. Mesela Eminönünü gezeceksiniz, aslında bildiğiniz, sürekli gittiğiniz bi yer.Hayır, bu grupla gittiğiniz gün, tarih doçenti grup başkanı o semtin en kuytuda kalmış tarihi yerlerine kadar götürüp anlatıyor, üstelik yürüyerek geziliyor.
İyi de ben şimdi bunları neden anlattım...
Konuyla ilgisi ne??
Ben her zaman olduğu gibi kaptırdım, pardon, pardon...

Hastanızı tebrik ederim tekrar..
egeden

Muradu dedi ki...

böyle güzel ve doyurucu içerikte bir blog görmedim. herşeyiyle çok güzel, kutluyorum ve yazılarınızın devamını sabırsızlıkla bekliyorum...

Ferda dedi ki...

Enteresan, şeker hastalığı tatlı yedikten sonra ortaya çıkar mı ? Ben bunun ırsi veya ciğerde sorun olunca ortaya çıktığını sanıyordum.
Her zaman yorum yazmasam da daimi takipçilerinizdenim. eksik olmayın. selamlar.

Lotus dedi ki...

Dağları koklamak bambaşka bir duygudur.İnsanda ne hastalık kalır ne sitres.Ama bir süre sonra dağ hastalığı başlar.Gitmezsen, görmezsen hasta olursun bu sefer.Nerdenmi biliyorum? Anlamışsınızdır, bende dağlar kızıyım.Yerini bulmuşken biraz mesaj vereyim; yürüyüşçülere ve olmak isteyenlere.Bazen dağlarında tadının kaçtığını düşünüyorum.İnsanlar her yerde insanlığını gösteriyor maalesef.Dağlara neden çıkılıyor? O zaman sigarayla ne işiniz var?Kentlerdeki kirliliğe kızıyoruz, O zaman dağlarıda neden kirletiyor yada kirletilmesine göz yumuyoruz.Gerçi grup başkanları bu konuda çok duyarlılar ama herkesinde öyle olması gerekiyor.Ha birde anlamadığım 'göz hakkı' diye bir moda varki bu tanımadığımız insanların binbir emekle büyütüp, yetiştirdiği yiyecekleri ÇALMA hakkını veriyor insanlara.Yüzlerce insan böyle düşünse ve uygulasa, geriye sahibine bişey kalırmı bir düşünün bakalım!....