“Evet bir bakıma doğru, zaten bu işi öğrenince ilk önce kendi kütüphanemi düzenledim” dedi“Hangi sisteme göre düzenlediniz?” diye sordum Dewey sitemine göre düzenlemiş. Bu kitapları konularına göre düzenleyen bir sistemmiş. Öreneğin Tıp 20, Dahiliye 20.1, Dahiliye alt dalları 20.1.1 diye gidiyormuş. "Kartoteks de yaptınız mı?” diye sordum “Yok o zaman Siirt Jetpa Spora mentör psikolog tutmak gibi olur, bir antrenör yeter. Kartoteks çok büyük kütüphaneler için” dedi “Benim, hep güzel şeylerin içinde çalışılması açısından, çiçekçilikle birlikte en beğendiğim mesleklerden biridir kütüphanecilik” dedim“Evet, benim de trilyonlarım olsa yine de kütüphanede çalışmak isterim. Çok zevk alıyorum”dedi “Çalışırken kitap okuyabiliyor musunuz peki?” dedim “Pek fırsat olmuyor, herkes 'Oo kütüphanede sabahtan akşama okursun' diyor, ama terzi söküğünü dikemez derler ya, işte öyle” dedi “Bibliyomanlığınız var mı peki?” dedim “Yok o derecede değil, ama yeni kitap almayı, aldığım kitabı koklamayı çok severim” dedi.
"Orada tutunsa bari” dedim. "Yönetim bırakırsa orada durması bile garanti değil" dedi "Nasıl oluyor da bu kadar köklü kulüp, bu kadar taraftarı ile bu durumlara düşüyor?" dedim "Çalıp çırpmaktan. Göztepe'nin teknik direktörü 10 000 , yardımcısı 5000 euro alıyor. Benim Real Madrid'i çalıştıracak lisansım var 1500 liraya çalışıyorum, bakma çevremiz yok. Bu parayı da bunların almasına imkan yok. Alıyor gözüküyor, başka birileri yiyor" dedi
Fotoğraf 1989-1990 sezonunda Göztepe'yi çalıştıran Fatih Terim.
“Ah doktor bey, her zaman, her zaman. Hepsi de çıkıyor. Ben olacak şeyleri hissediyorum, özellikle de depremleri” dedi “Nasıl hissediyorsunuz, bu Çin’deki depremi hissettiniz mi mesela?” dedim. “Evet çocukluğumdan beri deprem olmadan 2-3 saat önce sanki içim sallanıyor gibi oluyor, durgunlaşıyorum, içime bir sıkıntı çöküyor, konuşamıyorum bile, elimle yer sallanacak diye işaret edebiliyorum ancak. Çin’deki depremi de söyledim eşime. Uzakdoğuda büyük bir deprem olacak, inşallah çok kişi ölmez diye dua ettim, iki saat sonra altyazı geçti. 5 yıl önce İzmir depreminde mesela eşime söyledim gel çıkalım deprem olacak dedim, kalkmadı. Ben deprem olduğunda sokaktaydım” dedi“Başka neleri hissediyorsunuz?” diye sordum “Her şeyi, mesela Kuzey Irak harekatı daha açıklanmamıştı benim içimde bir sıkıntı, gözümün önüne şehit ailelerinin evleri, orada oturanlar kıyafetlerine kadar geliyor. Sonra aynen televizyonda gördüm. Geçenlerde komşum öldü, bir gün önce bana öyle bir sıkıntı geldi ki sokağa çıkartıp dolaştırdılar, sürekli kötü bir şey olacak, ah ne olacak acaba diyorum, ertesi günü haber geldi." dedi “İyi şeyleri bilemiyor musunuz?” dedim “Biliyorum, o zaman da içim sevinç doluyor. Oğlum hiç beklemediği bir not alıyor sevinçle gelip 'Anne kaç aldım bil' diyor, ben de tam notunu söylüyorum, çocuğun bütün heyecanı kaçıyor. Benim düşüncesizliğim bir altını üstünü söyle değil mi. Bir de mesela maç seyrediyorlar, ben içerden geliyorum, bakıyorum skor 2-1, ‘e gol olmuş neden bağırmadınız' diyorum, ‘anne sıfır sıfır’ diyorlar, bir daha bakıyorum sahiden öyle, ama az sonra gol oluyor ve maç benim söylediğim skorla bitiyor” dedi ve gülerek ekledi “Sadece maç oynanırken oluyor bu ama , öncesinden bilsem iddia oynayacağız” “Peki bu yeteneğinizi resmi makamlara bildirmediniz mi? Depremi önceden hissetmek çok önemli bir şey” dedim “Yok ilk defa aile dışında birine söylüyorum, bana bile şarlatanlık gibi geliyor” dedi
Kendisine gerçekten böyle bir yeteneği olabileceğini, depremden 2-3 saat önce hayvanların da huzursuzlandığını, eğer böyle bir becerisi varsa bunu tescil ettirip insanlık yararına kullanmasını önerdim. Depresyonu olmadığından uyku için gündüz fiziksel aktivitesini arttırmasını, ve geceleri çay, kahve, kola gibi içecekleri fazla tüketmemesini, yatağa ancak uykusu gelince girmesini önerdim.
“O zaman kaçakçılığa jandarma bakıyordu tabi , sonra sonra piyadelere verdiler sınır güvenliğini. Biz kaçakçıyı gördük mü şöyle havaya ateş ederdik, adam malı atar kaçardı, biz de ödülü alırdık” dedi.“Bir dakika, kaçakçı yakalayınca ödül mü alıyordunuz?” dedim “Eğer faili meçhulse malın %80 i yakalayana verilir, kaçakçı da yakalanmışsa o zamana mahkeme sonuçlanıncaya kadar ödül alamazsın. Biz de yakalamak istemezdik zaten. Yakalasan ne olacak garibanı, esas işin sahibi başka yerde” dedi “Ne kaçırıyorlardı?” dedim “Aklına ne gelirse, bir adam mesela sırtına 180 kilo kadife vurmuş, eliyle yoklaya yoklaya geliyor” dedi"Neyi yokluyor?” dedim “Mayını. Mayınlı araziden geçiyorlar, orada topuğu eli olmayan çoktur, hep bu anti personel mayınlardan “ dedi. “Peki mayına basıp da yaralananı nasıl çıkartıyordunuz oradan?” diye sordum“Bir sırtçı bulup para veriyorduk, O gidip alıp geliyordu; ya da Suriye tarafına yakınsa onlar alıyordu. Tabi orada anti-tank mayınları da var, onlara basarsa kurtulması mümkün değil. Şimdi o mayınları temizliyorlar, çok bereketli topraklar aslında değneği diksen yeşillenir” dedi.
Fotoğraflar konuya dikkat çekmek için Angola'da düzenlenenMayın Güzeliyarışmasından. Birincilik ödülü protez bacakmış!
Hayat sanki bir deniz, biz de suyun üzerinde ilerliyoruz. İlk zamanlarda, çocuklukta falan, deniz çok dalgalı, sen ise sanki ufak bir salın üzerinde çırpınıyor, bir an önce hızlı hızlı gitmek istiyor, ancak pek fazla yol alamıyorsun.
Zaman geçtikçe teknen büyüyor, kalitesi ve hızı artıyor, ancak senin hızlı gitme isteğin git gide azalıyor.Yavaş yavaş tadını çıkararak gitmek, etrafı seyretmek istiyorsun. Ancak çocuklukta hızlı gitmek ne kadar zorsa, yaşlandıkça yavaşlamak da o denli zorlaşıyor. Bütün motorlarını istop etsen bile artık kocaman bir gemi olmuş olan aracın çarşaf gibi denizin üzerinde hızla ve sessizce kayıyor. Sen ise güverteden geminin pruvasının yardığı suların iki yana doğru açılarak uzaklaşmasını ve ufukta beliren karşı kıyının hızla yaklaşmasını hüzünle izliyorsun.