Pazartesi, Haziran 23, 2008

köy dedikodusu



Bugün Kütahya’nın bir köyünden misafir gelmiş, 70 yaşlarında bir hasta sinirlilik yakınması ile başvurdu.
Ne iş yaptığını sordum
"Reçberlik yapardım, artık oğlum yapıyor, ben işlerin başında duruyorum. Buğdey, arpa ekiyoruz” dedi
“Arpayı ne yapıyorsunuz, yiyor musunuz? Arpayla buğdayın fiyatları nasıl?” dedim
“Yemiyoruz, bira fabrikalarına satanlar oluyor ama bizimki kendimize yetecek kadar ; kırdırıp hayvanların yemine katıyoruz.
Bizim ayar dediğimiz bir ölçü var, başka yerlerde kile de derler: iki peynir tenekesi dolusuna denk gelir.
Buğdeyin ayarı 18, arpanınki 16 lira dedi” dedi“Nasıl bu sene ürün?” diye sordum.
“Geçen seneye göre daha iyi. Geçen sene kuraklık vardı 60 dönümden 40 ayar aldıydık, bu sene son yağmurlar sayesinde 100-120 ayar alırız gibi” dedi.
Vaktini nasıl geçirdiğini, köyde arkadaşları olup olmadığını sordum.
“Var akranlarım, köylük yerde vakit nasıl geçer; namaza gidiyoruz, camiye gidiyoruz” dedi
“Kahveye gitmez misiniz, oyun oynamaz mısınız?” dedim
“Kahveye gidiyom, ama oyunu bıraktım, bol bol dedikodu idiyoz” dedi
“Ne dedikodusu ediyorsunuz?” diye sordum.
“Senin arpa kaç ayar oldu, buğdey dönümden ne kadar aldın, hayvanlar ne kadar arpa yedi, keçi ne kadar süt verdi, inek ne kadar süt verdi, onları konuşuyoz” dedi.

Kendisine distimi tanısı koydum ve Essitalopram 10 mg tb 1x1 yazdım.

İlk fotoğraf Karadeniz, ikinci fotoğraf bu siteden

4 yorum:

Fatih dedi ki...

Ben Eskisehir'liyim.Cocukken ailemin isi geregi ciftcilikle ugrasmistim.Bizim orada da kile derler yaklasik 30 kg gelen bu olcuye.Ayari bu yazi sayesinde ogrenmis oldum :))


Koylulugun aslinda hayata felsefi bir bakis getirdigini dusunmekteyim son bir kac yildir.Bir urunun, ornegin bugdayin; ekim asamasi,kisin kar altinda tohumun uyumasi, baharla birlikte cimlenmesi,zamanla yesilligin kat be kat buyuyup basaklanmasi , sicaklarla birlikte yesilin yavas yavas sararip kurumasi, ve nihayetinde kurumus ekinin bicerdoverle hasati sirasinda sap ile tohumun ayrismasinin destansi guzelligi...Sonra da bu aylar suren emegin karsiligini alma cabalari.Hasatin bir kisminin da ekmeklik ve tohumluk olarak saklanmasi...Yani tum uretim sureclerinde varsinizdir;gozlemissinizdir; beklemissinizdir; dolu vuracak veya yagmur yagmayacak diye kaygilanmissinizdir.Onunuze ekmek olarak geldiginde "benim ekmegim ve emegim"i katiksiz,safiyane soyleyebilmissinizdir:Ozetle;yuzde sifir yabancilasma...Yabancilasmadiginiz icin, onun bir "danesi" bile kiymetlidir sizin icin.Ne demek ekmek artirmak ya da atmak!Hem zaten koy yerinde kolay kolay bir sey artmaz,atilmaz; sagolsun hayvanlar; hele tavuklar!

Bu dusunceler ve deneyimlerle ,tip fakultesinde okurken , kantinde icilen caylarda hep cay bulasmis ve erimek uzere olan kesme sekerleri kullanarak kurtarmaya calisirdim; ne de olsa seker pancari da yetistirmistim.Sekerleri muziplik olsun diye birbirine atanlara gicik olurdum.Aslinda mesele illa ki o urunun uretim asamalarini, deneyimlemeniz degil; herhangi bir tarimsal urunun tum surecini yasamis olmak bence yeterli.Boylece hepsi icin bir "saygi"ya sahip olabiliyorsunuz.

Bu isin bir diger yonu de ,koylu ebeveyinle cocugunun ortak bir hedefe yonelebilmesi ve cabalamasidir.Birlikte tarlalar surulur, sulanir, capalanir; ayni kaygilar sevincler yasanir.Esyanin tabiati geregi hep "paylasilir" ,ortak bir suru "ani edinilir"...Hangi cocuk anne babasiyla bu denli yogun "birlikte" ! Bence hala en sansli cocuklar , koy cocuklaridir. Sehir hayati toprakla olan bagimizi kopardi; oysa o bag , aslinda hepimizi birbirine bagliyor ve daha "yetinmeci" yapiyordu...Umarim tarimin sosyopolitik bu onemini -herkes icin - tekrar kavrar ve var olan gizil gucumuzle (potansiyelimizle) dunyanin en mutlu tarim ulkesi olmanin yolunu acariz.

Not: Ben 30 yil oncesinin hatiralariyla yazdim .Ne yazik ki bugun koy hayati da fazlasiyla sehirlesti; artik cogu kisi hazir ,beyaz ekmek yiyor; kutu sut ve hazir yogurt tuketiyor; ayran degil kola iciyor; tarlalarda citlenmis cekirdekten ziyade cips posetleri ucusuyor...Koylu tohumlugunu cokuluslu sirketlerden almaya zorlaniyor,yerli tohumlarin soyu tukeniyor; ulke cikarlarina yonelik degil, dayatilan tarzda uretim kotalari konuyor; devlet uretme ciftlikleri peskes cekiliyor,vs.vs...

Yine de ,sanki oralardan tekrar dirilecekmisiz gibi hissediyorum...

Fatih Kose

Adsız dedi ki...

Fatih Bey ne guzel yazmis, ve ne kadar sansliymis :)))

Sizin hastanin arkadaslariyla yaptigi dedikoduya cok guldum. Ben koy kahvelerinde oturup yerel insanlarla muhabbet etmeyi cok severim. :)))))

Apartman cocugu olarak buyumeme ragman hayalim hep koyde yasamakti.Cocukken tatilde koylerine giden arkadaslarima cok ozenirdim. Dogayi,bitkileri seviyor olmamin bunda buyuk etkisi var sanirim.
40 yasinda ve yurtdisinda yasiyor olmama ragmen hala beni mutlu eden, kafami dagitan hayal bir gun egenin bir koyunde yasama hayali.

Hatta bugun isten gelirken dusundum: ah simdi emekli olmus olsaydim, cocuklar buyumus ve kendi baslarinin caresine bakacak yasta olsaydi, ben de bir suru dergiye abone olsaydim, koydeki evimin avlusundaki cardakli sedire oturmus onlari okuyor olsaydim, hayalimdeki cocuk kitaplarini yaziyor ve ciziyor olsaydim. Tabii torunlarin gelecegi gunu iple cekiyor olsaydim. :))

35 yasinda anne olursan ancak hayal kurarsin iste boyle!

Ay, hayir...hayal olmasin lutfen!:(

b.commonsense

Adsız dedi ki...

Fatih Beye katiliyorum, tarim donus yapacak ve hatta yapiyor bile. Ozellikle petrol fiyati alip basini gittiginde Sili'den mango yemek yerine yerli ciftcinin urettigi elma yenecek bence. Ve de cok iyi olacak :) Beste

evrim (akira) dedi ki...

ya böyle insanlarla oturup, kendi şiveleriyle konuşmalarını saatlerce dinliyebilirm sanırım:) dedikodu idiyoz:))