Perşembe, Nisan 19, 2007

olmayacak yerler


Bugünlerde okul öğrencileri arasında suçiçeği ve kabakulak salgını var. Dün de suçiçeği geçiren 9 yaşında bir oğlan annesiyle beraber geldi. Annesi ‘Galiba oğlum suçiçeği çıkarıyor, her yeri kabardı, olmayacak yerinde bile çıktı’ dedi.
'Gel bakalım delikanlı nerelerinde çıktı görelim bakalım’ diye yanıma çağırdım.
Çocuk da ağlamaklı, ‘Sırtımda çıktı, kollarımda çıktı, olmıycak yerimde bile çıktı’ dedi.
Kaşımamasını söyledikten sonra reçete yazarken annesi ‘Bunun yumurtlama süresi ne kadardır, kardeşine geçmiş midir?’ diye sordu.
Önce anlamadım, sonra uyandım ‘Kuluçka süresini soruyorsan 10-15 gündür, ama kardeşi de geçirsin bağışıklık kazanır’ diye yanıtladım.




Çarşamba, Nisan 18, 2007

açık öğretim fakültesi



Bugün öksürük yakınması ile başvuran bir açıköğretim öğrencisi ile konuştuk: Televizyondaki dersleri izleyip izlemediğini sordum. Hiç izlememiş, dersaneye gidiyormuş.
Akademi adı altındaki dershanelerde haftada dört gün derslere giriliyormuş. Dersleri o bölümden mezun olanlar veriyormuş. Daha çok soru çözülüyor, nerelerden soru gelebileceği söyleniyor, soruların %50 si de söylenen yerlerden geliyormuş. Dershaneler haftada dört gün varmış, kantinde bir üniversite ortamı yaşanıyormuş.Yıllık ücret 1000 liraymış, buna kitaplar da dahilmiş.
Televizyondaki dersleri niye izlemediğini sordum.
'Çok zor oluyor, anlaşılmıyor’ dedi.
Öksürüğünün sigara içmesinden kaynaklandığını, sigarayı bırakmadığı sürece geçmesinin zor olduğunu söyledim.

Salı, Nisan 17, 2007

yaşlılık

Bugün öksürük yakınması ile komşusuyla birlikte gelen 86 yaşındaki bir amca ‘Şu gördüğün gibiyim, hayatta kimsem yok!’ dedi. Eşi 5 yıl önce vefat etmiş, hiç çocukları olmamış. ‘Çok mutlu hayat yaşadım, ama yalnızlık çok zor’ dedi.
‘Nasıl bakıyorsun kendine?’ dedim.

Yemekleri kendi yapıyormuş, ‘Geçen gün biraz yağlı kavurma yaptım hemen rahatsız etti’ dedi. Çamaşırlarını da komşular yıkıyormuş ‘Allah razı olsun komşular olmasa ne yaparım’ dedi. Yanında gelen komşusu bey de ‘Ben her sabah kapısını çalarım,belki gece rahatsızlanmıştır, bir isteği vardır diye’ diye ekledi.

Vaktini nasıl geçirdiğini sordum. 'Karşıda bakkal var, sandalye koyuyorlar, onun önünde oturuyorum, televizyon seyrediyorum’ dedi. 'Evlenmeyi düşünmez misin?’ diye sordum. Amcayı getiren komşusu da destekledi fikrimi.
‘Aslında iyi olur ama bu saatten sonra ben başkasına alışamam. Komşular birisini buldular, önce evimi üstüne yaptırmayı şart koştu, ben de kabul etmedim. Öldükten sonra ev maaş hepsini alsın ama niye şimdiden evimi vereyim’ dedi.

Muayenesinde akciğer enfeksiyonu dışında bir hastalığı olmadığından ölümün kendisine uzak olduğunu, bu nedenle kendisine uygun, birbirlerine destek olacakları bir hanımla evlenmesinin iyi bir fikir olalabileceğini söyledim.
Pitoxil 400 mg1x1 tb yazdım ve uygun bir eş adayı bulmak için mahalleyi iyi tanıyan başhemşireye yönlendirdim.

Bugün meslekte 15. yılımı doldurdum.

Pazartesi, Nisan 16, 2007

köfte


Bugün Kemeraltı’nda 52 yıl kebapçılık yapmış olan bir hasta ilaçlarını yazdırmaya geldi.
Zamanında çok meşhurmuş, gazetelere çıkmış, göçmen köftesi yaparmış, büyük parçalar halinde olurmuş.
Püf noktasını sordum.
Köfteyi dana kaburgasından ve kuzunun boşluğundan yapmak gerekirmiş. 3 kilo dana kaburgasına 1 kilo kuzu boşluğu 3 soğan koyulur beraberce makinede çekilirmiş.


Daha sonra iki yumurta, karbonat, tuz karabiber, kimyon eklenip elde güzelce yoğrulurmuş.
'Bekletmek gerekir mi?’ diye sordum.
Et dinlenik olursa iyi olurmuş, ama köfteyi bekletmeye gerek yokmuş, hemen pişirilebilirmiş, nefis olurmuş!
‘Sana bir gün yapıp getireyim, hala kasabımdan et alıp 3-5 kilo yoğuruyorum’ dedi.
Aile hekimliği sistemine geçeceğimiz için kurumumuzun feshedileceğini, bu nedenle bir veda partisi vereceğimi, masrafları bizden olmak üzere oraya hazırlarsa sevineceğimizi söyledim.
Sevinerek hazırlayacağını söyleyerek telefonunu bıraktı.

İkinci resimdeki 'Lexington! köftesi' ymiş.


Perşembe, Nisan 12, 2007

kireç çözücü


Bugün ilaçlarını yazdırmaya gelen bir beyaz eşya tamircisiyle sohbet ettik. Çamaşır makinesinde en beğendiği markayı sordum. ‘En iyisi Siemens, ama Arçelik, Beko’lar da iyi parçası bol’ dedi. ‘Ya Vestel?’dedim, burun kıvırdı.
Kireç çözücü reklamlar hakkında ne düşündüğünü sordum. ‘Tamamen palavra, ben karşıyım, asla kullanmam’ dedi.


Geçenlerde bir makinenin rezistansını sökerken zorlanmış, sahibi hanım ‘N’ooldu?’ deyince ‘Şimdi görürüsün!’ demiş. Rezistans sökülüp de kireç içinde olduğu görülünce kadın ilenmeye başlamış.
‘Deterjandan fazla onlara para döktüm, şu hale bak hiçbir işe yaramamış’ demiş..
‘İşe yarasa bile etkisi en fazla %20 olur, zaten rezistansı değiştirsen 30, hortum patlasa 10 lira, onlara kat be kat fazla para dökülüyor’ dedi.




Burada da konuyla ilgili bir yazı var.

çıtçıtlı badi


Son zamanlarda alttan çıtçıtlı badilerin moda olması hanımların muayeneye hazırlanma sürelerini uzatıyor.
Bugün 13 yaşında, öksürük yakınması ile başvuran bir küçük hanım da sırtını dinleyebilmem için çıtçıtını açmaya uğraşınca
‘Artık çocuklar da mı bunlardan giyiyor?’ diye sordum.
Beden eğitimi öğretmenlerinin isteğiyle giyiyorlarmış.
‘Neden böyle bir şey istiyor sizden' dedim.
Kızlar düşük belli giydikleri için spor hareketlerini yaparken belleri açılıyormuş.
'Eşofmanların da mı düşük belli olanları çıktı ?’ dedim
Varmış tabi, kemerli, düşük belli eşofmanlar varmış, bir eğilince heryerin ortaya çıkıyormuş, o yüzden badi giymek gerekiyormuş.
Akciğerlerinde enfeksiyon olduğundan Augmentin 400 susp.2x1 yadım ve bol portakal mandalina tüketmesini önerdim.

Salı, Nisan 10, 2007

hububat


Bugün emekli bir hububat satıcısı öksürük yakınması ile başvurdu. En iyi pirincin hangisi olduğunu sordum,

‘Sarı çeltik’ dedi.
‘Ne özelliği var?’dedim.
‘Bir avuç atsan bir tencere olur, hem onun tadı başka pirinçte bulunmaz’ dedi.

‘Baldo gibi mi oluyor bu sarıçeltik?’ dedim
‘Yok baldo ne ki? Baldo 3 ayda yetişir, bu 4 ayda. Baldodan güzeldir, zaten kilosu şimdi 4 lira civarındadır ama sadece Kahramanmaraş yöresinde bulunur, buralara kadar gelmez’ dedi.
İthal pirinçleri sordum, ‘Onlar hep hamurdan yapılıyor!’ dedi.
'Nasıl olur, hepsinin şekli neden farklı oluyor o zaman’ dedim
'Kalıpları ona göre, ben biliyorum' diye üsteledi.

'Hububatta her malın bir iyisi vardır bir ucuzu, dermason fasulyeyi ıslatmana bile gerek yoktur, yarım saat haşla olur, ama ucuz fasulyeyi saatlerce haşlasan yumuşamaz, dermasondaki tat da yoktur’ dedi.

Öksürüğü için Geralgine K tb 3x1 yazdım.



Pazartesi, Nisan 09, 2007

otomobil ilkyardımı



Bu haftasonu acil servis yazan oto tamir araçlarının gerçekten işe yaradığını ve ücretlerinin de sandığımın aksine çok makul olduğunu öğrendim:
Kamp yapmaya gittiğimiz Fethiye-Katrancı Koyunda gece arabanın farlarından yararlanınca zayıf olan akümüz tükenmiş.
Pazar sabahı etrafta hiç araç olmayan bir dağbaşında mahsur kalınca Renault Yardım’ın İstanbul’daki numarasını aradım. Yarım saat içinde Fethiye’den servis geldi arabayı çalıştırdı, kilometre başına 1 lira ve 15 lira da işçilik olmak üzere toplam 30 lira ücret aldı, faturanın daha sonra adresimize gönderileceğini söyleyerek gitti.




Cumartesi, Nisan 07, 2007

altın işçiliği


Bugün bir kuyum işçisi göğüs ağrısı ile başvurdu.
‘Hala el işçiliği yapılıyor mu?’diye sordum.
Nadiren özel taşlar için sipariş üzerine çalışılıyormuş. Modeller ya mum ya da direk altın üzerinde tasarlanıyormuş.
Altın tozlarını toplamak için ne yaptıklarını sordum.
Atölyede hiçbir şey atılmazmış. Yerlerden süpürülen toz, hatta ellerini yıkadıkları su bile biriktirilirmiş. Altı ayda bir toplananlar büyük kazanlarda eritilirmiş. Çalıştığı atölyede bu şekilde yılda 10 kilo altın elde ediliyormuş.
‘Zaten ben hep söylerim, parasını çöpe atmak isteyen kuyumculuk yapsın’ dedi.
Üzerlerinde kalanları ne yaptığını sordum.


Önlükle çalışılıyormuş ama kıyafetlerinde yine de kalıyormuş. Kendisi özel bir şey yapmıyor, kıyafetleri normal yıkanıyormuş.
‘Herkes aynı şekilde mi davranıyor?’ diye sordum.
‘Bazı gençler mesela jöle sürüyor, sonra çalışırken eliyle saçlarını tarıyor, eve gidince saçını yıkıyor, ama esasen bu iş güven ve dürüstlük üzerine kuruludur. Günde tezgaha 5 kilo külçe altın konuyor, hergün 10 santim alsan kimsenin ruhu duymaz, ama kimse yapmaz’ dedi.

Çektiğimiz EKG'de göğüs ağrısının kalpten kaynaklandığı ortaya çıktığından Monoket long 1x1, İsordil5 mg SL ve Coraspin 100mg 1x1 yazdım, Kardiyolojiye yönlendirdim, ve eğer evde göğsüne ağrı girerse önce dil altı hapından bir tane almasını, 5 dakika içinde ağrısı geçmezse bir tane daha almasını, yine devam ederse 112 numaralı telefonu arayıp açık adresini vermesini, ambulansın gelip onu evden alacağını, bunun için hiç bir ücret ödemeyeceğini söyledim.


'A ne güzelmiş bu hizmet yeni mi başladı?' diye sordu.
'Yıllardır mevcut olduğunu, aramakta tereddüt etmemesini, kalp krizi geçirip geçirmediğine hastanede karar verileceğini' tekrar anlattım.



Cuma, Nisan 06, 2007

aydın doğan


Bugün Gümüşhane Kelkit’li bir hasta kasık ağrısı ile başvurdu.
Kelkitli olduğunu görünce Aydın Doğan’ı tanıyıp tanımadığını sordum.
Tanırmış, yakın köydenmiş, babasının yakın arkadaşıymış.Yayla şenliklerine gelirmiş.
Nasıl bildiğini sordum,
'Çok faydası dokundu bizim oralara, entegre et tesisi kurdu, okul açtı, hatta bu Çanakkaleli'lerle seramik fabrikası kuracaktı, son anda vageçtiler, toprak analizleri iyi çıkmamış’ dedi.
'Nasıl bir insandır peki’ dedim.
'Politik olarak soruyorsan aileden solcudurlar ama kim iktidarda ise onunla beraberdir’ dedi.
Doğan'ın babası Kelkit'in ağasıymış. ‘50li yılların sonunda Aydın Doğan Kelkit'te kamyon şöförlüğü yaparken babasına gidip İstanbula gidip iş kurmak için para istemiş. Gitmiş orada biraz ambarcılık yapmış , ama parayı batırıp geri dönmüş.
Babası tekrar para verip göndermiş, bu sefer Koç’un peşine takılmış, Ford bayiliği almış sonra da yürümüş.
Babası ağaydı da neden kamyon şöförlüğü yapıyordu?’ diye sordum.
O vakit Kelkit'te kamyon nerede , belki bir iki tane var. Kamyon şöförü o zamanlar dönertaş, uçankuştu dedi.
İdrar yollarında enfeksiyon olduğundan Azosilin tb 3x1 yazdım.


Perşembe, Nisan 05, 2007

palmiye pazarı


Dün yün fabrikasında çalışan bir hasta yorgunluk yakınması ile başvurdu.
İşyeri çok sıkışık, çalışma saatleri uzunmuş.
'Bugün nasıl izin alabildin peki?' diye sordum.
'Bizim patron gayrimüslim, bugün bayramlarıymış yılda bir biz de böyle tatil yapıyoruz' dedi.
Ücretinizden kesilmiyor mu dedim, kesilmiyormuş.
'İslami bayramlarda da tatiliniz var mı?' diye sordum, varmış.
Ne bayramıymış diye merak ettim ama hasta da bilmiyordu.


Daha sonra blogları gezerken
hüthüt kuşundan öğrendim: Palmiye pazarıymış, İsa'nın kudüse girdiği günmüş.

İkinci fotoğraf dünyadaki çeşitli ülkelerdeki
kutlamalardan

Çarşamba, Nisan 04, 2007

şap


Geçen hafta yıllarca şap nakliyesinde çalışan bir hastayla şap hakkında sohbet etmiştik:

Şap kağıt sanayiinin hammadesiymiş. Kütahyanın Şaphane ilçesinden çıkarmış. Şaphane yeni ilçe olmuş. Ayrıca Şebinkarahisar ve Foçada'da da şap varmış. Yıllarca oralardan aldığı malı İzmit'e SEKA ya taşımış.
Şap hakkındaki askerlerin karavanalarına koyulma söylentilerini sordum.
'Sanmıyorum, olamaz' dedi 'asitli bir şey çünkü'
Bugün de nefes darlığı yakınmasıyla başvuran Kütahya Şaphane'li bir hastaya sordum, ilçelerindeki fabrika kapanmak üzereymiş, üç işçi kalmış çalışan. Satamıyorlarmış ürettikleri malı.
'Kimindi fabrika?' dedim.
'Halkındı, kimin olcak' dedi.




Salı, Nisan 03, 2007

özel ders



Bugün halsizlik yakınması ile başvuran bir öğretmeni muayene ettim.
‘Hem özel dersler, hem okuldakiler çok yoruldum’ dedi. Bu mevsimde özel ders almak isteyen çok olurmuş. Hem ÖSS haem OKS varmış. OKS kaldırılmış ama onun yerine 4. 6. ve 8. sınıfta olmak üzere 3 sınav birden getirilmiş. Öğrenciler üç sınavın ortalamasına göre liseye yerleştirilecekmiş. Sınava ayrıca vatandaşlık bilgisi ve İngilizce soruları da eklenmiş, yani fen ya da Türkçenin ağırlığı azalacakmış.
'İş yükünüz artacak o zaman’ dedim.

‘Şükür!’ dedi.
Özel dersi nasıl verdiğini sordum?
Arkadaşlarıyla ortak bir büroları varmış, orada beşer kişilk gruplara veriyorlarmış. Kişi başı dönemlik ücreti 35 saat karşılığı 300 lira imiş. Tek başına özel ders almak istersen evde dersin saati 60 liradan başlıyor, uzak semtler için 90 liraya kadar çıkıp, büroda tek başına almak isteyenler için de 40 liraya kadar düşüyormuş.

Bu büro işini ilk kez duyduğumdan nasıl işlediğini sordum.
Artık özel dersler bu tür bürolarda veriliyormuş ama yasada bununla ilgili bir düzenleme olmadığından, ya eğitim danışmanlığı olarak, ya da tanıdık avukatların ikinci büroları olarak tabela asılıyor ancak özel ders için kullanılıyormuş.
Sadece Kıbrıs Şehitleri Caddesinde 148 tane büro varmış.
Maaşlarını sordum,
'Vallahi ben de bilmiyorum, aylardır hiç bakmadım, hepis benzine gidiyor. Kredi kartıyla ödüyorum, bankadan otomatik çekiliyor, 1000- 12000lira arasında olsa gerek 'dedi.
Soğuk algınlığı bulguları olduğundan Aferin fort tb.3x1 yazdım ve iki gün istirahat verdim, gerçekten dinlenmesi konusunda da uyardım.



Pazartesi, Nisan 02, 2007

bebek bezi

Haftasonu aile yemeğinde eskiden köylerde bebek bezi yerine kullanılan malzemeleri öğrendim:
Babamların Burdur’daki köyünde beşiğin altına bir ‘havruz’ adı verilen bir çömlek koyulur, bebek altı çıplak olarak beşikte yatarken, bebeğin erkek veya dişi olmasına göre şekli ayarlanmış ‘sibek’ denen ağaçtan yapılmış, pipoya benzer sapı düz, 10-15 cm’lik bir boru beşiğin delik olan yerinden çömleğe sarkıtılır, ve altının kuru kalması temin edilirmiş.

Kayınpederimin Niğde’deki köyünde ise bebeklerin altına iki kat bez arasında toprak koyulur ve kundağa sarılırmış.
Kundağa koymak için en iyi toprak sandık duvarı denen kerpiç bahçe duvarlarının dibinden toplanırmış.
Sandık duvarı yapmak için aynı beton kalıbı gibi 30 cm aralıkla çakılan tahtaların içine nemli toprak kürekle doldurulur, sık sık üzerine çıkılıp çiğnenir, ya da tokmakla dövülür, bir hafta kalıbın içinde kalan toprak kalıp sökülünce kerpiç duvar haline gelir, üzerine çalı çırpı yığılarak da mukavemeti arttırılırmış. Zaman içinde duvardan dökülen topraklar dibinde birikirmiş. Köyleri olan Bahçeli’de en iyi toprak Mavin'in bahçesi'ndeki duvarın dibinden çıkarmış. Duvardan bulgur bulgur dökülen toprakları kendinden küçük dört kardeşi için de avuç avuç annesine götüren kayınpederim annesinin hayır duasını alırmış.

Bebek altını ıslatınca ıslanan bölge atılır, kalan toprak nemli ise saçta şöyle bir çevrilir , tekrar bebeğin altına bağlanırmış.
Altına sıcak toprak bağlanan bebekte ne karın ağrısı ne gaz sancısı olur, mışıl mışıl uyurmuş.
Mavin neyin muaviniydi?’ diye sordum.
‘Ben de bilmiyorum, ama sahibi eski Konya Valisi Cemil Keleşoğlu’ydu, galiba bir takım pis işlere karışmış, Yassıada’da yargılanırken intihar etti’ dedi.


Ortadaki fotoğraf yeni doğum yapan annelere hediye olarak tasarlanmış 'bez pastası', son fotoğraf ise daha sonra Konya'da bir okula adı verilen Cemil Keleşoğlu.