
Pazartesi, Ocak 28, 2008
Cuma, Ocak 25, 2008
tapuda rüşvet

Bugün ilaç yazdırmaya gelen emekli olduktan sonra emlakçılık yapan bir tapu çalışanına son zamanlardaki rüşvet operasyonlarını sordum.
“Tamamen eğitimsizlikten” dedi.
“Türkiye'de rüşvet alınmayan tapu dairesi var mıdır?” diye sordum.
“Sanmıyorum yoktur" dedi, hemen ardından ekledi "gerçi benim bulunduğum dairede hiç olmadı”
Benim de tapudaki her işimde komisyoncuların benim adıma para verdiklerini öne sürerek benden para istediklerini ancak vermediğimi belirterek “Neden böyle oluyor?” diye sordum.
“Özellikle takipçilerin para vermesi şarttır, vermezlerse işleri yürümez. Bir de iki kişi arasındaki basit alım satımlarda değil ama hisseli işlerde para verilmezse işler çok uzayabilir” dedi.“Basit bir alım satımda ne kadar veriliyor?” dedim
“20- 50 ne olursa” dedi
“Toplanan para bir havuzda biriktirilip dağıtılıyormuş, öyle mi?” diye sordum.
“Evet ben de duydum, hatta bazı yerlerde havuzdan para kaçıranlarla büyük tartışmalar yaşanmış” dedi.
“Tek kişinin rüşvet yemeyip bütün daireye direnmesi zor o halde” dedim
“Onun tayinini başka yere çıkarırlar” dedi.
"Nasıl çözülecek bu iş?” diye sordum
“Eğitim şart!” dedi
(Gerçekten böyle dedi)
Çarşamba, Ocak 23, 2008
boykot

"Kantini boykot ediyoruz” dedi.
"Neden?” diye sordum.
Kantin fiyatları çok pahalıymış. Yarım ekmek döner 2,5 liraymış, yanında içecekle birlikte öğle yemeği 4 liraya maloluyormuş, hem de kalitesi kötüymüş. 50-60 öğrenci toplanıp kantine gitmişler ve kendi hazırladıkları fiyat listesini kantinciye vererek bu fiyatları uygulamasını aksi taktirde arkalarındaki 500 arkadaşlları ile birlikte kantinden alışverişi keseceklerini bildirmişler.
Kantinci bunun mümkün olmadığını belirtince de alışverişi kesmişler.

“9. sınıflar küçük olduğundan bu işlere girmiyorlar. En yoğun olarak 11-12. sınıflar etmiyor sayılır, bir tek ülkücüler bu fikir komünistlerin başının altından çıktı diye uymuyorlar, alışverişe devam ediyorlar.” dedi.
“Okulda ülkücü ve komünist gruplar mı var? Kavga oluyor mu peki?” diye şaşkınlıkla sordum.
Kavga olmuyormuş.
“Dışarıda oluyorsa bilmem, okulda olmuyor” dedi
“Bir örgütlenme var mı peki?” dedim
Komünistler Yurtsever cephe’de toplanıyorlarmış, Ülkücüler de Ülkü Ocak’larına gidiyorlarmış.

“Ülkücüler yapmıyor, ama komünistler yapıyor. Zaten herkes bundan şikayetçi” dedi.
“Kim şikayetçi?" dedim
“Okul yönetimi , Okul Aile Birliği” dedi.
“Nasıl propaganda yapıyorlar peki?” diye sordum

“Peki farklı görüşten olanlar arkadaşlık ediyor mu?” diye sordum
Ediyorlarmış, hatta bu konu hiç engel olmuyormuş, kendisi komünist gruba yakın olmasına karşın çok iyi ülkücü arkadaşları varmış. Sohbetlerde politikaya değinmiyorlar, konu açılırsa da sözel olarak tartışıyorlarmış.
Cumartesi, Ocak 19, 2008
öğrenim kredisi borcu

Sakinleştirip oturttuktan sonra ne derdi olduğunu sordum.
Üniversiteyi iki sene önce bitiren oğluna okurken aldığı öğrenim kredilerinin geri ödemesi icra yoluyla gelmiş. Şimdi hemen 4000 lira ödemeleri gerekiyormuş, ayrıca günlük faiz de işliyormuş." Nasıl ödeyeceksiniz?” diye sordum.
“Emekli, insan nasıl bir anda o kadar parayı öder. Kredi çekeceğiz, soruşturduk en uygunu İşbankası’ndaymış” dedi.

“Çocuk daha yeni iş buldu. Daha önce bir süre 450 lira maaşla çalıştı ama o zaman geri ödeme taksidini sorduğunda 400 lira olduğunu öğrenmiş, zaten maaşım bu kadar, sonra öderim demişti. Ne bilelim böyle olacağını, işe girince SSK kaydından hemen adresini bulup icraya veriyorlarmış. Çocuk da perişan oldu, Türkiye’de kim mezun olur olmaz 400 lira borç ödeyecek iş bulabiliyor” dedi.
Depresyon bulguları olmadığından sıkıntısı için İnsomin tb 2 x 1 yazdım

Daha sonra internetten öğrendiğime göre öğrenim kredilerinin okulun normal öğrenim süresi dolduktan 2 yıl sonra ödenmeye başlanması gerekiyormuş. 4 yılda verilen kredi 2 yılda ve beyaz eşya endeksine bağlı yüksek bir faiz oranı ile geri ödeniyormuş. Ödeme sadece Ziraat Bankasına ve bizzat elden, sıraya girerek yapılabiliyormuş.
Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi bu linkten öğrenilebilir
Cuma, Ocak 18, 2008
al-anon

Geçen konuşmamızdan sonra eşi alkol bağımlısı olan bir hanıma derneği tavsiye etmiştim, ama eşi gitmeyi kabul etmediğinden bir sonuç alamamıştık.

"Bizim de derneğimiz ve toplantılarımız var, o hanımı bize yönlendirin, eşi de arkadan gelir” dedi.
“Ne derneği?” diye sordum.
Al-anon adı altında alkol kullananların eşleri de toplanıyor, birbirlerine destek veriyorlarmış.
“Neler yapıyorsunuz?” diye sordum.

Klasik olarak eşi alkol alan bir kişi kendini ondan üstün görür, eşini korumaya çalışır. 'O alkolik, bilemez, yapamıyor işte’ diye düşünür. Ona destek olmaya, çevreye karşı bir şey hissettirmemeye çalışır, bu arada kendi sağlığını da kaybeder. Oysa ki yapılması gereken onu korumak değil, kendini korumaktır. Bizim hanımlara tavsiyemiz, eğer eşiniz içiyorsa bırakın içsin, engellemeye çalışmayın.



Gülerek “Ben eşimden 2,5 yıl önce derneğe katıldım, O sonra geldi, şimdi derneğin en aktif üyesi” dedi.
“Siz nasıl haberdar oldunuz böyle bir organizasyondan?” dedim.
“Eşimin alkol bağımlılığı beni çok yormuştu, psikolojim bozuktu, çok gergindim.

Perşembe, Ocak 17, 2008
yufka

Eşiyle birlikte yufkacılık yapıyorlarmış.
Yufka açmayı nasıl öğrendiğini sordum. Maraşlı olan eşinden öğrenmiş, eşi de 12-13 yaşında başlamış yufka açmaya. İşyerinde yan yana çalışıyorlar, günde 500 yufka açıyorlarmış.
"250'şer tane mi açıyorsunuz yani?" dedim.
"Hayır, ben bir yere kadar açıyorum, sonra eşim büyütüyor, saçta pişiriyor, ben yıkayıp kurutuyorum" dedi
"Nasıl yani, yufkalar pişirilip yıkanıyor mu? Yıkayınca yırtılmıyor mu?" diye sordum.
"Yıkama nasıl yapılıyor?" diye sordum.
Pişen kırk yufka tek tek açılıp, leğenlerde unu yıkanıp asılarak kurutuluyormuş. Her yufka üç kez yıkanıp ayrılıyormuş.
"Yırtılan yufkaları ne yapıyorsunuz?" dedim.
Un olarak hangi unu kullandıklarını sordum. Tellioğlu diye bir marka varmış, genelde yufkacılar hep bu markayı kullanırmış, 50 kiloluk çuvalı 45 liraymış.

"Pazarlarda satılan ucuz, ufak yufkalar da aynı undan mı yapılıyor, yoksa onların kalitesi düşük mü oluyor?" dedim
"Hepsi aynı kalitede, biz de pazar için ufak yufka yapıyoruz. Halk onların da 6 tanesi 1 kilo gelir sanıyor, ucuz diye alıyor ama onların 8 tanesi bir kilo gelir" dedi.
Son fotoğraf Devletşah'tan
Salı, Ocak 15, 2008
taekwondo

“Hem spor yapıyoruz, hem de icap ederse savunma amaçlı işe yarıyor” dedi.
"Gerçekten işe yarıyor mu?” diye sordum.
Baba “Tabi siyah kuşağa gelmiş üç dana sahip biri 5 kişiyle başa çıkabilir” dedi.
“Dana nedir?” dedim.
Gülerek dan’ın siyah kuşağın üzerine alınan kıdemler olduğunu anlattılar. Kuşakları almak kolay, danlar zormuş. 9 dan varmış, 10. dan sembolik bir dereceymiş,
“Ordinaryus profesörlük gibi” dedi baba.
Sonra baba oğul Youtube’da izledikleri bir videoda gerçek bir müsabakada rakibini tek vuruşta deviren yarışmacıyı heyecanla, lafı birbirlerinin ağzından kaparak anlattılar.

Kuşakların nasıl alındığını sordum.
4 ayda bir federasyondan gelen dan sahibi uzmanların gözetiminde sınav yapılıyor, başarılı olanlar kuşak alıyormuş. Kuşaklar da sırasıyla beyaz, sarı, yeşil, mavi, kırmızı ve siyahmış.
“Babamlara iki kuşak birden verdiler” dedi çocuk.
“Neden öyle oldu?” diye sordum.
“Çocukları daha ince eleyip sık sokuyorlar” dedi baba. İleride müsabakalarda yarışsınlar diye iyice pişsinler, yoğrulsunlar isteniyormuş.

Ne sıklıkla salona gittiklerini sordum.
Kışın haftada üç gün 1'er saat gidiyor, ayda 40 lira veriyorlarmış. Hocaları çok iyiymiş, gerçek Kore’liymiş, üçüncü dana sahipmiş. Programları bir gün pumse, bir gün uçan tekme , bir gün karşılıklı dövüş gibi oluyormuş.
“Pumse nedir?” dedim.
“Karşında kimse yokken bale yapar gibi temel hareketleri çalışmak” dedi baba.
Kıyafetleri nereden bulduklarını sordum.
Koreli hoca satıyormuş, Kore'den getirdikleri 120 liraymış, bir de burada şeker çuvalından diktirdikleri varmış, onlar 30 liraymış.
"Eşofmanla olmuyor muymuş?" diye sordum.
Baba: "Hoca kabul etmiyor, (elllerini birbirne sürterek) 'Böyle tekwondo olmaş' diyor" dedi
Bir sağlık sorunları omadığından istedikleri raporu verdim.
seyyid

Urfa’lıymış, 1967 de Manisa’ya göçmüş.
Neden memleketini bıraktığını sordum.
“Bucak’larla takıştım, kaçmak zorunda kaldım, yoksa başıma bir iş gelecekti” dedi.
“Neden husumet oldu aranızda?” diye sordum.

"Ödenmiyordu ki" dedi

Önce İzmir’e tayin istenmiş, olmayınca haritadan bakıp en yakın il olan Manisa’ya tayin olmuş. “Çok da iyi oldu. Hem küçük şehir yaşaması, yeme içmesi ucuz, hem İzmir’e yakın. O zaman İzmir’e otobüs 25 kuruştu, hafta sonları gelir, bütün gün gezer dönerdik” dedi.
İlaçlarını yazdıktan sonra giderken teşekkür etti, ve sağlığım için çok dua etti.

“Duamı laf olsun diye değil, içten ediyorum. Hem bakma bu düşkün halime, ben seyyidim” dedi.
“Seyyid nedir amca?” dedim.
“Resulullahın soyundan gelen demektir” dedi.
“Nereden biliyorsunuz?” diye sordum
“E kaydı var ya. Şimdi bende değil ama yüzyıllardır soyağacımız bir deftere yazılıyor. Gerçi sadece erkekler yazılıyor, ama tüm erkeklerin adı vardır” dedi.
Perşembe, Ocak 10, 2008
devrimcilik

“Geceleri 3’te uyanıyorum, 6’ya kadar uyuyamıyorum” dedi.
“Ne yapıyorsunuz o üç saatte” dedim
“Düşünüyorum” dedi.
“Ne düşünüyorsunuz?” dedim.
“Politika” dedi.

Biraz tereddüt ettikten sonra “Düşündüklerimi söylersem suç olur” dedi ve ekledi “Benim politik bir geçmişim var, 68'li denen kuşaktanım. Üniversitede THKO’luydum. Deniz Gezmişler’le, Kızıldere’de öldürülenlerle aynı ekiptendik. 1970’de tutuklandım, 74 affı ile çıktım, tekrar üniversiteye döndüm.

“Hangi suçtan hapse girdiğini sordum, söylemek istemedi. Selimiye ve Mamak’ta yatmış.
Deniz Gezmişler idam edildiğinde ne hissettiğini sordum.
"Bir şey hissetmedim, bekliyorduk zaten.

Bir jandarma baskınında kapana kısılmış, “Jandarmaya da ateş etmek istemiyoruz o zaman, gencecik çocuklar, gerçi polise karşı da öyleydi” dedi.

“Ben hiç suç işlemedim, geçerli yasalara göre suç sayılan işler olabilir ama bence suç değildi. Kimseyi öldürmedim, kendimi korumak için ayaklarından vurduklarım oldu ama onlar da iyileşti, sonra ayakta, yürürken gördüm.

Uykusuzluk dışında depresyon bulgusu olmadığından sadece uyuması için Unisom tb 1x1gece yazdım.

"Nasıl yani hiç mi bilmiyor?” diye şaşkınlıkla sordum.
“Bir kere alkollüyken bahsedeyim dedim, ‘Aman sen de alkol alınca iyice saçmalıyorsun!’ dedi, ben de konuyu bir daha açmadım” dedi.
Fotoğraflar, 1970'lere ait fotoğraflardan a cloud of black smoke adlı kitabı derleyen Halil Koyutürk'e ait.
Çarşamba, Ocak 09, 2008
kıl

Fırça ustasıymış. Çocukluğundan beri fırça üretiyormuş.
“Hala elde fırça üretiliyor mu?” diye şaşkınlıkla spordum.
Yer temizleme makinelerindeki gibi bazı özel fırçalar hala elde üretiliyormuş.
Nasıl yapıldığını sordum.

Kıllar kılavuz bir telle tek tek deliklerden geçiriliyormuş, zor ve zahmetli bir işmiş. Bir fırça yapmak bir gününü alıyormuş, ortalama günde 75 lira kazanıyormuş.
“Ne kılı kullanıyorsunuz?” diye sordum
“Bazen suni plastik, ama genelde at kılı, sığır kuyruğu
kullanıyoruz. Bir de Çin’den kıl geliyor. Gelmese yetişmez zaten memlekette at mı kaldı” dedi.
“Çin’den ne kılı geliyor?” diye sordum.“Onların yılda iki defa kırktıkları bir hayvanları varmış , yak mı ne, onun kılı 15-20 cm.lik paketlerle geliyor” dedi.


Fırça yapmak için en iyi kıl hangisidir peki?” dedim
“En güzeli domuz kılıdır. Domuzun yelesinden alınır, bulmak çok zor ama hiç yıpranmaz. Domuz kılından fırça evladiyeliktir” dedi.
Salı, Ocak 08, 2008
korsan taksi

Halkalı’da abisinin evinde kalmış.
“Orası merkeze epey uzak, ulaşım zor olmadı mı?” dedim.
“Hiç zorluk olmadı, güzel bir korsan taksi sitemi kurmuşlar, tıkır tıkır işliyor” dedi.
İlgiyle “Taksimetreleri var mı?” diye sordum.
“Yok sabit fiyatları var, genelde normal taksi tarifesinin yarısı kadar oluyor. Mesela Halkalı’dan Beşiktaş’a 26 lira tutuyor” dedi.

“Peki Beşiktaş neden 26 da 25 lira değil?” dedim.
“1 lira sabit evden alma ücreti” dedi
Cuma, Ocak 04, 2008
parayla seks

“Giriyorum, yılbaşı gecesi de girdim ondan oldu herhalde” dedi.
Neden prezervatif kullanmadığını sordum.

Genelde eski Doğu Bloku’ndan gelen hanımlarla para karşılığında birlikte oluyormuş.
“Birlikte olacağınız kişiyi nasıl buluyorsunuz?” dedim
Hem bazı hanımların, hem onları çalıştıran yine yabancı kişilerin telefonlarını arayıp bulunduğu adrese istiyormuş. Genelde 2 saaatlik birliktelik için 150 lira ve kendi evine çağırdıysa 20 lira kadar da yol parası veriyormuş, ayrıca bahşiş verilmiyormuş.

Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için en emin yolun mümkün olduğunca tek eşli yaşamak ve bu mümkün olamıyorsa mutlaka prezervatif kullanmak olduğunu anlattım. Hepatit ve AIDS gibi bulaşıcı hastalıklar açısından kan tahlillerini istedim ve Tiamfenikol 750 mg 2x1 yazdım.
Resimler Toulouse-Lautrec' ten