Salı, Eylül 26, 2006

Bu hafta insanın sağ başparmağını ne kadar çok gereksinim duyduğunu hastalar sayesinde öğrendim.


Geçen Çarşamba bir günde 160 hasta bakınca reçete yazmaktan sağ başparmağımın distal eklemi ağrımaya başladı. Perşembe ve Cuma hasta sayısı azalmasına karşın minör travma devam etti. Haftasonu pek zorlamamaya çalıştım, geçtiğini umuyordum ama bugün hemşirelerimiz harıl harıl ETF (ev tespit fişleri) leri bilgisayara girdiklerinden 145 hastayı hem kaydedip hem bakınca parmağım yine şişti ve çok ağrımaya başladı. Onu havada tutarak ne giyinmek mümkün, ne yemek yapmak, ne kürdan kullanmak, ne de TV nin sesini açmak. Zeloksim f tb1x1 içtim ve Doline gel sürdüm. Yarın yine reçete yazmam gerektiğinden atele almadım.
Fotoğraf: Şişen sağ başparmağım (Bu vesileyle ben de el/ayak fotoğraflı bloglar safına katılmış oldum)

6 yorum:

gaia dedi ki...

geçmiş olsun efendim:)

Aslicin dedi ki...

:) Evet öyle olmuş. Ben de yeni katılmaya başladım.

Geçmiş olsun.

Alp Saldamlı dedi ki...

Günde 160 hasta... 8 saat çalışıyorsanız, saat başı 20 hasta demek. Bu da 3 dakikada bir hasta oluyor. Doktorlarımızın yaşadığı bu olay inanılır gibi değil. Sanki fabrikada vida sıkar gibi çalıştırılıyorsunuz. Böyle bir ortamda ne hastalarla empati kurmak mümkün olabilir ne de derinlemesine inceleme yapmak. Hastaların gözünden bakınca da durum ayrıca içler acısı.
Neye, kime üzüleceğimi şaşırdım. Size gerçekten kolay gelsin. Geçmiş olsun diyemiyorum çünkü bu hasta fırtınası dinmedikçe, kolay kolay geçmeyecektir bu durum. Çözüm bu sefer doktorda değil, başka yerde.

ssbb dedi ki...

Alp Bey daha önceki güzel yorumlarınız için de teşekkür ederim. Gerçekten bazen kendimi kürek mahkumu bir forsa gibi hissettiğim anlar oluyor. Hesabınız doğru gibi gözükse de işler öyle yürümüyor. Bu 160 hastanın bazısı sadece bir imza bekliyor, ya da bir tek ilaç yazılıyor, dolayısı ile işleri 3 dakika değil 20 saniyede bitebiliyor. Öte yandan bazı hastalarla 20 dakika görüşmek de gerekebiliyor. Yani ortalama hastaya ayrılan vakit 3 dakika gibi gözükse de gerçekte 20 saniye ile 20 dakika arasında değişiyor. Ayrıca bu 160 hasta hergün başıma gelen bir şey değil. Genelde 100 hastadan fazla bakmıyorum, bakamıyorum. Bazen kendimi güçlü hissettiğimde kapıdan dönmesinler diye gücüm yettiğince bakmaya çalışıyorum.

Pratik Anne dedi ki...

Allah kolaylik versin. Hastalarinizla konusup da onlar hakkinda detayli bilgi alacak kadar vakit ayirabiliyorsunuz yine de helal olsun. 20 eylul tarihli yazinizdaki tekstil iscisi bayan gibi olmus.

Berceste dedi ki...

Cok gecmis olsun. Gercekten okumusu, cahili pek cok insanla ugrasmak zor.Dert anlatmak zor.
Burada (UK) GP'lere (Aile hekimi) gitmek durumundasiniz, olseniz kalsaniz tek baglantiniz onlar ve sizlerin 1/10'u kadar calismadiklari icin teshis koymakta zorlandiklarini dusunuyorum. Sonucta sizlerin tecrube ile edindiginiz bilgilerle okuldakiler birbiri ile kuvvetleniyor. Oysa buradaki bir GP en az 6000 pound aylik maas alip hastasina 10 dakikan doldu baska birsey yoksa gule gule bel agrisidir agri kesici al gecer diyebiliyor, hicbir tetkik yapmadan sadece soz ile. Hastayim diye ona ulasmaya calistiginizda da 1,5 ay bekleyebiliyorsunuz. O 1,5 ayin sonunda da doktorluk degil isiniz sizinle hemsire ilgilenecek diyebiliyorlar.Biri empati mi demisti, gelip buradakileri GP'leri bir gorsunler :D Ama birsey var ki, buradaki hastanelerde daha makul ve daha duzgun bir yonetim sozkonusu. Doktorlari sizler kadar cefakar ve iyi olmasa da :( Gecen sene Turkiye'de babamin rahatsizligi nedeni ile radyoterapi olmak zorunda kaldigi hastanede, binanin disini boyamaya dunya kadar butce ayiran yonetim, hasta sandalyelerini tamir ettirmeyi ya da ilave sandalye almayi nedense hic dusunmuyordu bile. Yuruyemeyecek derecede hasta olanlar yakinlarinin kucaginda iki tarafa kosusturulmaya calisiliyordu...Oysa burada aninda bir gorevli hastayi kapida hasta arabasi ile karsilayip hangi servise gidecekse goturuyor.Yoneticileri iyi, hastalari anlayisli bir hastane dilegi ile...