Muayeneden sonra sohbet ederken “Nasıl buluyorsunuz Büyükşehir Belediye Başkanını?” diye sordum “Aslında çok çalışkan ve dürüst birisi. Sabahları işe saat 7 de geliyor ama adam seçmeyi ve verimli çalışmayı bilmiyor. Belediyeyi pratikte başkan yardımcıları sekreterler yönetiyor. Başkan saat 7 de geliyor ama O’na bugün diş fırçası dağıtacaksınız diyorlar, gidiyor okullarda diş fırçası dağıtıyor. Bırak o senin işin değil, bir tane ver, işine dön, di mi!” dedi “Nasıl tekrar aday gösterilecek mi sizce?” dedim “Bence çok zor, bence CHP, Mehmet Ali Susam’ı milletvekilliğinden istifa ettirip aday gösterecek ” dedi ve "Siz bir doktor olarak bu arsenikli su meselesine ne diyorsunuz?" diye sordu Ağır metallerle zehirlenme uzun süre maruz kalmayla ortaya çıktığından, bir iki bardak musluk suyu içmekte korkulacak bir şey olmamakla birlikte, sağlığımızı emanet ettiğimiz belediyenin bu durumu tespit eder etmez, dış etkiler olmadan kendiliğinden halkına duyurmuş olsa, halk sağlığı ve etik açısından daha doğru bir davranış sergilemiş olacağını söyledim.
Gönül Yazar’ın sesi, uslubu beni güldürdü, karşımdaki hastama “Sever misiniz Gönül Yazar’ı?” dedim“Tabi, çok dinledim canlı olarak Fuar’da. O hep Göl Gazinosuna gelirdi” dedi “Bu sene de nostalji gazinosu açtılar, gittiniz mi?” dedim “Hayır, bu seneki sanatçılar bana hitap etmiyordu. Hatta Fuar’a bile gitmedim. Geçen sene bir gittim, bir daha gitmem. Her yer işportacı olmuş, millet çayırlara serilmiş, yiyip içiyor, döküp saçıyor; nasıl diyeyim; çok avamlaşmış” dedi“Eskiden böyle değil miydi?” dedim“Hayır eskiden işporta yoktu, paraşüt kulesinin etrafında ufak büfeler vardı. Pavyonlar vardı, ülkelerden gelen mallara bakardık. Çay bahçeleri, gazinolar çoktu, fiyatlar da astronomik değildi, herkes rahatlıkla oturur karnını doyurur, eğlenirdi, kimse böyle çayırlarda yemezdi. Gazinolarda sanatçılar basbayağı konser verirlerdi, klasik parçaları okurlardı, şimdi konserler benim kulağımı tırmalıyor” dedi
Fotoğraflar sırasıyla: İhsan Alyanak(Eski İzmir Belediye Başkanı)-Gönül Yazar-Zeki Müren, Pakize Suda-Adnan Şenses, İlhan İrem, Ajda Pekkan-Nükhet Duru
Bilgisayar kaydında 1982 doğumlu olduğunu görünce “Burada sizinle aynı adda 1982 doğumlu biri var ama siz yoksunuz” dedim.“O benim doktor bey, üç defa yaşımı küçülttüm” dedi “Neden küçülttünüz?" diye sordum “Askere gitmemek için. Ben doğuluyum, bizim orda bu işler çok kolay herkes yapar, hem küçültür hem büyütür” dedi“Mahkemede dava mı açıyorsunuz?” dedim “Yok canım, hiç bir şeye gerek yok, nüfusa gidiyosun kaç yaş istersen değiştiriyorlar, para bile vermedim bizim akraba çalışıyor orada. Ama iyi bir şey değil, sonra emeklilikte sorun çıkıyor, yine büyüteceğim ” dedi
Hayat sanki bir deniz, biz de suyun üzerinde ilerliyoruz. İlk zamanlarda, çocuklukta falan, deniz çok dalgalı, sen ise sanki ufak bir salın üzerinde çırpınıyor, bir an önce hızlı hızlı gitmek istiyor, ancak pek fazla yol alamıyorsun.
Zaman geçtikçe teknen büyüyor, kalitesi ve hızı artıyor, ancak senin hızlı gitme isteğin git gide azalıyor.Yavaş yavaş tadını çıkararak gitmek, etrafı seyretmek istiyorsun. Ancak çocuklukta hızlı gitmek ne kadar zorsa, yaşlandıkça yavaşlamak da o denli zorlaşıyor. Bütün motorlarını istop etsen bile artık kocaman bir gemi olmuş olan aracın çarşaf gibi denizin üzerinde hızla ve sessizce kayıyor. Sen ise güverteden geminin pruvasının yardığı suların iki yana doğru açılarak uzaklaşmasını ve ufukta beliren karşı kıyının hızla yaklaşmasını hüzünle izliyorsun.