kore etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kore etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Mart 22, 2010

Kore




Haftasonu evimize konuk olan Kore'li bir kıza Asya ırklarını dış görünüşleriyle birbirinden ayırıp ayıramadıklarını, sözgelimi bir Japon ile bir Koreliyi ayırt edip edemediklerini sordum.
"Elbette edebilirim" dedi



"Bize Japon, Çinli, Koreli, hepsi aynı gibi geliyor" dedim
"Bana da batılılar öyle geliyor. Nereli olduklarını asla tahmin edemiyorum" dedi
"Mesela Japonları nasıl ayırt ediyorsunuz?" diye sordum
"Japonların saçları kahverengi olur, ağır sert makyaj yaparlar" dedi




"Nasıl kahverengi?" dedim
"Yani saçlarını boyarlar" dedi
Gülerek,
"Tamam da saçlarını boyamazlarsa nasıl anlıyorsunuz?" diye sordum




"Anlıyoruz ama nasıl anladığımızı size anlatmam zor. Görünce anlıyoruz işte" dedi
"Kuzey Kore'ye gidebiliyor musunuz?" diye sordum
"Belli turlarla belirli rotalara gidebiliyoruz ama özgürce dolaşmamız yasak" dedi


"Kuzeydekiler Güney'e gelebiliyor mu?" dedim
"Asla! Sınırı kaçak geçmek de çok zor. Ancak Çin üzerinden kaçarak gelebiliyorlar, ama bunun için de Çin içerisinde 3000 km yol yapmaları lazım. Bu sıırada Çin polisine yakalanırlarsa geri gönderilip hapis ya da idam cezası alıyorlar" dedi

İkinci resim ilginç bir siteden
Üçüncü resimdeki anime havası veren Japon malı geniş lensler burada.
Dördüncü çizim bir forumdan.

Çarşamba, Eylül 23, 2009

kore tugayı





Bayram tatilinde okuduğum emekli mühendis M.Suat Çakmak'ın anılarından toplumumuzun 50 yılda pek değişmediğini öğrendim.
Kitaptan 1957'de Kore'ye gidecek erlerin eğitimi ile ilgili bir bölüm aktarmak istiyorum:
Kore'ye asker nakli 2500 kişilik Amerikan gemileriyle İzmir Limanından yapılıyordu. Amerikan yaşantısına göre hazırlanmış bu gemiler Anadolu çocuğu olan bizim askerlerimizin yaşam biçimleriyle bağdaşmadığından yıllardır yapılan bu seferlerde karşılaşılan aksaklıklar Amerikalılarca saptanmış ve askerlere bu konuda eğitim verilmesi istenmiş.
Bunların başında tuvalet ve domuz eti meselesi geliyordu. Yüzbaşı bu eğitiler için bizi görevlendirdi.
Hela meselesi için bir gaz tenekesinin üstüne oturulacak şekilde iki tahta çaktırdık. Bu sözüm ona klozetti. Bunu eğitim yapacağımız ağacın altına oynamayacak şekilde yerleştirdik.


Yanındaki bir dala bir rulo kağıt astık. Yukardaki bir daldan da ucuna taş bağlı bir ip sarkıttık. Böylece alafrangavari tuvaletimiz hazırdı. Her er sırayla klozetin yanına geliyor, pantolonunu indiriyor(büyük zorluklar çıktığı için donu indirtmekten vaz geçtik), hela taşına oturuyor, güya işini görüyor, yanındaki kağıt rulosundan güya bir parça koparıp kıçını siliyor, kalkıp pantolonunu topluyor, yanındaki, yukardaki dala asılı ipi çekiyor, güya helayı temizliyordu. Bu uygulamayı her ere 2-3 defa tekrarlattık.



Gemide domuz eti ve domuzla ilgili hiçbir yiyecek yoktur diye defalarca anons edildi.
...

Bir gün nöbetçi subaylara bir emir geldi, bütün eratı güvertede toplayıp yatakhanelerde kuru soğan aradık. İnanılmaz bir şey: Yastıkların içinden, yatakların altından çuvallarla kuru soğan topladık.



Bütün açıklamalara, mutfakta çalışan arkadaşlarının şahitliğine rağmen güzelim sığır etleri atılıyor, soğan çalınıyor, bu tuz ekmekle yeniyor, bu durum da kullanılan kapkacakta daha önce domuz eti pişmiş olma olasılığıyla açıklanıyordu.
Tuvaletlerin hali ise tam bir rezaletti, pislikten yanına yaklaşılmıyordu.


fotograflar buradan

Salı, Ocak 15, 2008

taekwondo

Bugün taekwondo salonuna gitmek için sağlık raporu almak isteyen bir baba oğlulla taekwondo üzerine sohbet ettik. Gençler arasında yaygın olmasına karşın babanın taekwondo yapması ilginç geldi, neden bu sporu yaptığını sordum.
“Hem spor yapıyoruz, hem de icap ederse savunma amaçlı işe yarıyor” dedi.
"Gerçekten işe yarıyor mu?” diye sordum.
Baba
“Tabi siyah kuşağa gelmiş üç dana sahip biri 5 kişiyle başa çıkabilir” dedi.
“Dana nedir?” dedim.
Gülerek dan’ın siyah kuşağın üzerine alınan kıdemler olduğunu anlattılar. Kuşakları almak kolay, danlar zormuş. 9 dan varmış, 10. dan sembolik bir dereceymiş,
“Ordinaryus profesörlük gibi” dedi baba.

Sonra baba oğul Youtube’da izledikleri bir videoda gerçek bir müsabakada rakibini tek vuruşta deviren yarışmacıyı heyecanla, lafı birbirlerinin ağzından kaparak anlattılar.
Sporculardan biri klasik dövüşe hazırlanırken diğeri önceden planladığı bir uçan tekmeyi rakibinin kafasının arkasına vurunca nakavt oluyormuş.
Kuşakların nasıl alındığını sordum.
4 ayda bir federasyondan gelen dan sahibi uzmanların gözetiminde sınav yapılıyor, başarılı olanlar kuşak alıyormuş. Kuşaklar da sırasıyla beyaz, sarı, yeşil, mavi, kırmızı ve siyahmış.
“Babamlara iki kuşak birden verdiler” dedi çocuk.
“Neden öyle oldu?” diye sordum.
“Çocukları daha ince eleyip sık sokuyorlar” dedi baba. İleride müsabakalarda yarışsınlar diye iyice pişsinler, yoğrulsunlar isteniyormuş.

Ne sıklıkla salona gittiklerini sordum.
Kışın haftada üç gün 1'er saat gidiyor, ayda 40 lira veriyorlarmış. Hocaları çok iyiymiş, gerçek Kore’liymiş, üçüncü dana sahipmiş. Programları bir gün pumse, bir gün uçan tekme , bir gün karşılıklı dövüş gibi oluyormuş.
“Pumse nedir?” dedim.
“Karşında kimse yokken bale yapar gibi temel hareketleri çalışmak” dedi baba.
Kıyafetleri nereden bulduklarını sordum.
Koreli hoca satıyormuş, Kore'den getirdikleri 120 liraymış, bir de burada şeker çuvalından diktirdikleri varmış, onlar 30 liraymış.
"Eşofmanla olmuyor muymuş?" diye sordum.
Baba: "Hoca kabul etmiyor, (elllerini birbirne sürterek) 'Böyle tekwondo olmaş' diyor" dedi

Bir sağlık sorunları omadığından istedikleri raporu verdim.

Perşembe, Kasım 29, 2007

kore harbi

Bugün 73 yaşında bir hasta uykusuzluk ve sıkıntı hissi ile başvurdu.
Muayenesini yaparken daha önce böyle yakınmaları olup olmadığını sordum.
"Ben gönüllü olarak Kore’ye gittim, ama savaşamadık, oradan döndüğümde bunu çok dert etmiştim, benzer şikayetlerim o zamanda olmuştu, bir iki sene sürdü geçti” dedi.
"Neden savaşamadınız?” diye sordum.
"Mütareke oldu, daha biz Süveyş kanalında iken ateşkes ilan edildi” dedi."Geri mi döndünüz o zaman?" diye sordum.
“Yok gittik. Üç aylık ateşkes ilan edilmişti, 4 kere 3 aylık uzattılar en sonunda barış oldu, bir sene orada kaldıktan sonra savaşamadan döndük” dedi.
"Nasıldı Kore?” diye sordum.
"Biz Pusan’daydık, oralar hep dağlıç. Bir kere izin verdiler Seul’e gittik, Amerikalıların piyex dediği yerler var, oraları gezdik başka halkla temasımız olmadı" dedi.
Neden gönüllü yazıldığını sordum.
Gençlik işte, hem macera olsun, hem de kalırsak şehit, dönersek gazi olmak için. Benim babam da böyle imiş. O Osmanlı’nın adamıymış, medresede okurken medrese mezunlarını askere almadıklarından okulu bitirmemiş, bırakıp askere gitmiş. Üniformayı bir giymiş ondan sonra 13.5 yıl çıkaramamış” dedi.
“Sonra pişman olmuş mu medreseyi bıraktığına, 13 yıl askerlik yapınca?” diyecek oldum, “Katiyen!” diye itiraz etti, hiç pişman olmamış, genelde Balkanlar’da Sırplara, Bulgarlara karşı savaşmış, yara almadan dönmüş, 110 yaşında vefat etmiş.
Kendisine distimi tanısı koydum, ve Sertralin 25 mg 1x1 yazdım

Kore savaşı sırasında 23 Haziran 1953 günü Türk Birliği'ni ziyaret eden Amerikalı gösteri grubuna ait fotoğraflar Kore Gazisi Assubay Mesut İziş'e ait ve bu siteden.