Pazartesi, Ağustos 22, 2022

Arda Şef'in vitamini ?

 

 
 

Bugün ellili yaşlarında, oldukça kilolu bir hanım öksürük, halsizlik, bulantı yakınmaları ile başvurdu. 

Muayenesinde akciğerleri kötü durumda olduğundan 

"Sigara içiyorsunuz herhalde?" diye sordum

"Hem de nasıl!" diye yanıtladı

"Yakınmalarınız Omicron varyantını düşündürüyor, test yaptırdınız mı?" dedim

"Hayır yaptırmadım, yaptırmam da. Biliyorsunuz kaç kişinin burnundan sürüntü alırken beynine hasar verdiler" dedi

"Hayır bilmiyorum. Zaten pamuklu çubukla beyne hasar vermek teknik olarak mümkün değil. 

Bu durumda aşı da olmadığınız tahmin ediyorum" dedim

"Evet tabi ki aşılara güvenmiyorum" dedi. 

Kilosu ve yüzündeki ödem dikkatimi çektiği için şekeri ya da-tansiyonu olup olmadığını sordum. 

"Var diyorlar ilaç veriyorlar ama kullanmıyorum" dedi ve ekledi

"Hocam 50 yaşının üstündeki bayanlar için Arda Şef'in reklamına çıkmadığı bir vitamin tavsiyeniz olur mu?"



"Arda Şef nedir?" diye sordum

"Televizyona çıkıyor çok meşhur bir şef. Vitamin reklamlarına da çıkıyor ama bana çok gıcık geliyor. Şahsen onun reklamını yaptığı bir vitamini kullanmak, ona para kazandırmak istemiyorum" dedi

 
Kendisine halsizliğin depresyonun önemli ve sık görülen bir belirtisi olduğunu ancak depresyondaki çoğu insanın halsizliğini vitamin eksikliğine bağladığından peynir ekmek gibi satılan, ne kadar pahalıysa o kadar büyük umutlar bağlanan bu gıda takviyelerine para kaptırmamasını söylemek isterdim ama elbette buna da inanmayacağından bir şey demedim.



Cumartesi, Temmuz 23, 2022

Z kuşağı ve meslek seçimi





Bugün ehliyet raporu için başvuran, geçen sene mezuna kalmış bir gence,
"Sınav nasıl geçti ?" diye sordum.
"Pek beklediğim gibi geçmedi, 250 bine girdim" dedi
"Hangi bölümü istiyordun?" diye sordum
"Pilotaj istiyorum" dedi
"Olabilecek gibi mi? Bildiğim kadarıyla pilotajın puanı çok yüksek" dedim
"Belki ücretli olabilir" dedi
"Pilotaj okullarının ücretleri çok yüksek oluyor ama" dedim
"300 bin lira mı neymiş 3 yıl önce" dedi
"Peki bu sefer de olmaz ise B planın var mı?" diye sordum. Yokmuş!
"Madem pilotajı bu kadar çok istiyorsun, Hava Harp Okulunu niye düşünmedin?" dedim



"Ben yolcu pilotluğu istiyorum. Yolcu pilotları hem geziyor, hem de iyi para alıyorlar.
Ben de gezmek ve 40 yaşında kendimi emekli etmek istiyorum." dedi.



"Pilotlar 40 yaşında kendilerini emekli edebilecek kadar maaş almıyorlar ama neyse...
Peki emekli olunca ne yapacaksın?" diye sordum
"Kafe açmayı düşünüyorum" dedi
Kendimi tutamayıp güldüm.
"Güldüğüm için kusura bakma ama insan pilotluğu bırakıp da kafe açmaz ki..." dedim
"Ya eğlence için... Arkadaşlarla çay, kahve, nargile içeriz" dedi.
"Hiç uçağa bindin mi?" diye sordum
"Hiç binmedim" dedi


"Bari Türk Hava Kurumu'nun ücretsiz kurslarına katılsaydın, planörle uçardın" dedim
"O nedir?" dedi
"Motorsuz bir uçak çeşidi." dedim
"Drone gibi bir şey mi?" diye sordu
"Hayır, çekilerek uçmaya başlıyor, sonra hava akımlarıyla süzülüyor.
THK Eskişehir'de ücretsiz kurslar düzenliyor.
O kurslara katılıp planör pilotu olabilirsin" dedim




İlgisini çekti, telefonunu çıkarıp;
"Nasıldı adı?" diyerek not aldı.

"Pilotluk şimdi güzel bir meslek gibi görünüyor ama teknolojinin hızına bakılırsa uçaklar da otonom hale gelecek ve 40 yaşında istemeden işsiz kalabilirsin. 
Sana puanına uygun radyoloji teknikerliğini önereyim.



Hastayı makineye yatırıp, pozisyonunu ayarlıyorsun dolayısı ile kaybolmayacak bir meslek ve dünyanın her tarafında açığı var, istediğin ülkede de kolayca iş bulabilirsin" dedim.

"Sağlığa zararlı değil mi?" diye endişeyle sordu



"Radyasyon açısından son derece güvenli ama Türkiye'de çalışırsan hastalardan görebileceğin şiddet sağlığına zarar verebilir" dedim




Planör fotoğrafları Türk Hava Kurumunun sitesinden











YanıtlaYönlendir











Çarşamba, Mart 16, 2022

Anaların derdi ne zaman bitecek?

 

 

3.Dünya Savaşı'nın konuşulduğu bugünlerde aklıma yıllar önce yazdığım bu yazı geldi.

Acaba çocuk şimdi kaç yaşındadır diye açıp baktım, 2006'da yazmışım, 18 olmuş.




 




























Bugün şişmanlık yakınmasıyla gelen bir hastanın karnesinde uzun süredir yazdırmadığı kalp ilaçlarını görünce kalp grafisini çektirdim. 
Kalp hastalığı oğulları askerdeyken üzüntüden başlamış. 
Büyük oğlu Somali’de bir sene görev yapmış. 
Saat farkı nedeniyle hep gece saat 1:05 te ararmış, o aradıktan sonra, ya da televizyonda asker programlarını gördükçe uykuları kaçar ne yapacağını bilemezmiş. 
Somali'deki birlikten sadece bir er, arkadaşının yerine mıntıka temizliği yaparken elektrik çarpması sonucu şehit olmuş. 
Oğlu verilen maaşları eve gönderirmiş. 
Gelirken oradan parmak arası terlik ve şapka getirmiş, ama getirdikleri çok çürük çıkmış hemen parçalanmış. Terliğin de altı zaten kayıyormuş. 

Küçük oğlu da Diyarbakır’da askerlik yaparken 36 şehit verilen olay olmuş. Teyze olayı duyunca, oğluna bir şey olduğunu duyup da bayılırsa kurtarsınlar diye televizyonun başından kalkıp kapıyı açmış . 
İlk sırada oğlunun ismini söylemişler, ama arkadan soyadı farklı gelmiş. İsmi geçen şehit de tesadüf aynı mahalledenmiş. 

İki oğlu da askerliklerini kazasız belasız tamamlayıp dönmüşler.

İlaçlarını yazdım ve 1200 kcal’lik diyet verdim. 
Tuz yememesi gerektiğini , ilaçlarını da ömür boyu kullanması gerektiğini anlattım. 


Fotoğraf geçen hafta şehit olan Piyade Asteğmen Furkan Işık'ın askere giderken yaptığı sayfasından) 



Ek: 

Öğleden sonra bir haftadır uykusuzluk ve saç dökülmesi yakınması ile genç bir hanım başvurdu. Son günlerde canını sıkan bir şey olup olmadığını sordum. Şehitlere üzüldüğünü söyledi. 
"Eşiniz askerliğini yapmadı mı?" diye sordum. 
Yapmış. 
"İki yaşında bir oğlum var, O’nun için endişeleniyorum. 















Acaba askere gidene kadar bu işler düzelir mi diye düşünüyorum, ama düzelmezmiş gibi geliyor. 
Çünkü ben çocukken de bu savaşlar vardı, anne oldum yine var" dedi.

Salı, Haziran 08, 2021

Güneydoğu Anadolu kırsalında Covid

 

 

 

Bu sabah Güneydoğu'daki köylerinden yeni gelmiş iki genç sağlık raporu için başvurdular.

Turizm tesisleri açılınca çalışmak için birinin cep telefonunu satıp bilet almışlar. İzmir'e gelince geceyi otogarda geçirmişler, SGK başvurusu için sabahtan beri hastaneleri dolaşıp sağlık rapor almaya çalışıyorlarmış. 

Çok para istemişler.

"Baştan aile sağlığı merkezine başvuracaktınız, sizin oralarda sağlık ocağı yok mu?" diye sordum

"Var ama kimse gitmez. Herkes doğal yollarla kaymak-balla, maydonoz sapıyla falan iyileşmeye çalışır" dediler

"Covid durumları nasıl sizin oralarda?" diye sordum

İkisi bir ağızdan,

"Çok fena hocam, millet birbirini kırıyor" dediler

"Nasıl kırıyor yani, anlamadım" dedim

"Sürekli sen bana Covid bulaştırdın diye kavga çıkıyor, birbirlerini dövüyorlar. Hatta geçenlerde 3 kişiyi Covid bulaştırdı diye vurdular, vuran kaçtı" dediler

"Nasıl anlıyorlar Covidi kimin bulaştırdığını?" diye sordum

"Mesela birisi evden 14 gün çıkmıyor. Bizim oraların Covidi başka oluyor. Burada mesela baş-sırt ağrısı falan oluyormuş, ordakilerin sakalları çok uzuyor, yüzü çöküyor, yüzünde pullanma oluyor, ordan anlıyorlar. Adam ondört gün sonra evden çıkınca 

"Gelme yanıma" diyor mesela, O da dinlemeyince kavga çıkıyor" dediler

"Test yaptırma yok mu?" diye sordum

"Yok herkes evde kendine tanı koyup kendi  tedavi oluyor" dediler


Fotoğraf, Güneydoğu Anadolu'ya en özgün bakışlardan birini getiren Camdan Kalp filmiden

Cumartesi, Mayıs 22, 2021

Altınordu: İyi birey, iyi vatandaş, iyi sporcu


 

 Bugün bir hastam futbol antrenörü olarak Altınordu alt yapısında çalıştığını söyleyince;
"Altınordu sloganlarında hep futbolculuktan önce ahlaklı iyi insan olmayı öne çıkartıyor. Gerçekten öyle mi?" diye sordum
"Evet beni tarafsız kabul ederseniz gördüğüm kadarıyla öyle" dedi ve ekledi












"Türkiye'nin her yerinde oyuncuları izleyip seçiyoruz. 
Çok ayrıntılı değerlendirmelerden sonra takıma seçilen çocuklar Torbalı'da kampa alınıyorlar ve yıllarca orada yaşıyor, okullarına açık liseden devam ediyorlar. Tam bir kamp ortamı, her gün antreman var. Yemeklerde sofralarını kendileri kurup kaldırıyorlar. Sadece futbolla ilgili değil her konuda gözleniyorlar ve sürekli raporları tutuluyor. Mesela benim antremana yanımda kağıt kalem olmadan çıktığım vaki değildir.  Antremandan sonra her sporcu için şunu şunu yaptı, arkadaşlarıyla böyle ilişkisi var, bunları hep kaydediyor ve gün sonunda rapor yazıyoruz.
Bu her antremanda böyle" dedi


"Aileleri çocuklarını göremiyor mu?" diye sordum
"Haftasonları evlerine gidiyorlar. Özel bir durum olursa da gidebilirler tabi" dedi














"Sizden yetişmiş meşhur futbolcular da var değil mi?" dedim
"En meşhur Cengiz Ünder ile Çağlar Söyüncü var. Şimdi İngiliz Premier Ligi'nde oynuyorlar" dedi

































Konuyla ilgili bir gazete haberi

(Altınordu takımına Süper Lig'e yükselme Play-off finalinde başarılar diliyorum)

Pazar, Aralık 06, 2020

Milli piyango



Bugün başvuran bir milli piyango satıcısına 
"Pandemi'de işler de durdu herhalde. Sizi her zamanki köşenizde göremiyorum" dedim
"Evet işler durduğu gibi şimdi bir de tüpçüye satıldı, yapılamaz hale geldi"dedi
"Neden?" diye sordum
"Eskiden bilet satışında % 9 olan bayi karını % 4 e düşürdüler. 100 liralık bilet satacağım da 4 lira kazanacağım. Kazı kazanları 5  lira yaptılar, kimde o kadar para var. Bir de yeni teminat istediler 2 bin lira. Zaten bizim içerde 100 dolar teminatımız vardı, ben nerden bulup da 2 bin lira vereyim" dedi
"Siz zaten biletleri peşin almıyor musunuz. Neden teminat isteniyor" diye sordum
"Tabi biletleri peşin parayla alıyoruz, satamazsak bittik zaten. Yine de istiyorlar işte, hava parası. Sene sonunda bırakacağım bayiliği, derneğe yılda 250 lira ödüyorum, bari onu ödemeyeyeim" dedi
"Ne derneği?" dedim
"Milli Piyango satıcıları derneği. Her iş kolunun bir derneği var ya... Bir iş de yapmıyorlar ama yılda 250 lira yatırıyoruz" dedi

Cumartesi, Ağustos 08, 2020

Köpek çeteleri


 

Bugün belediyede çalışan bir veteriner ile sohbet ettik,
Bisiklet binerken bir kaç defa ısırıldığımdan; 
"Sokak köpeklerine hiç dokunulamadığı doğru mu?" diye sordum.

"Evet sadece kısırlaştırma için alıyoruz, daha sonra aldığımız noktaya bırakıyoruz" dedi.

"Peki saldırgan köpekler için başka bir uygulama yok mu?" diye sordum.

"Hayır eğer birini ısırmışsa 10 gün barınakta gözetim altında tutuyoruz, sonra yine aynı yere bırakıyoruz. Eğer bir kaç defa aynı köpekten şikayet gelirse ya da çok saldırgansa nadiren başka bir noktaya bıraktığımız da oluyor" dedi.

"Peki bu sokak köpekleri çete halinde geziyor. Isıran köpeği diğerlerinden nasıl ayırıyorsunuz?" diye sordum.









"Gelip gösteriyorsunuz bu ısırdı diye " dedi.

"İyi de bu köpekler beni hep mesai saatleri dışında ısırıyor. Ertesi gün aynı yere gidip, sizinle buluşup,  köpeği mi arayacağız?" dedim.

"Aynen öyle" dedi.

"Çok saldırgan köpeklerde barınakta tutma veya uyutma kesinlikle yapılmıyor mu? " dedim.

"Hayır kesinlikle yapılmıyor. Zaten hayvan severler çok sıkı takipteler. Sokaktan bir köpeği aldığın zaman bizden önce barınağa varıyorlar" dedi.

"Yani insanlarda çete kurup başkalarına zarar vermek yasak ama köpeklerde serbest öyle mi? 

"Evet öyle" dedi.

Cuma, Temmuz 10, 2020

Şifacılık


 

Bugün eski bir hastam 
"Doktor Bey hatırlıyor musunuz, daha önce benim bir siğilim çıkmıştı, siz yaktırmak yerine bir hocaya okutursam kendiliğinden geçeceğini söylemiştiniz. ben hocaya falan inanmam ama size inandığımdan düşeceğini düşünmüştüm ve gerçekten de iz bırakmadan iyileşmişti. Geçenlerde kaşımın üstünde yine boynuz gibi bir siğil çıktı. Aklıma o zaman söyledikleriniz geldi, kuruyup düşeceğine inandım ve yine iz bırakmadan düştü" dedi
Gerçekten de özellikle çocuklarda veya yakılınca çok iz bırakacak bölgelerde çıkan siğiller için böyle önerilerde bulunuyorum. 
Gülerek hastaya bileğimdeki saç bandını gösterdim. 
"Bakın benim de bileğim uzun süredir ağrıyordu, denizde yüzerken bulduğum bu saç bandını ağrıyan bileğime taktım ve iyleştireceğine inandım. Gerçekten de iki haftadır ağrım azaldı" dedim



İlk fotoğraftaki geçmişte gazetelerin kuponla dağıtıp, neredeyse bütün Türkiye'nin bileğini süsleyen şifalı manyetik bilezik

Cuma, Haziran 12, 2020

LİMANLARDA CORONA



Bugün seferden dönen bir uzun yol kaptanı karantina işlemleri için geldi. 
Türkiye'ye girdikten sonra 14 gün daha karantinada kalmasının anlamsız olduğunu zira 17 gündür yolda olduklarını söyledi. 
"Nereden geldiniz" dedim
"En son Mısır'dan geldik, 3 aydır denizdeyim zaten hiç bir yerde karaya çıkamadık. İsrail'de geminin lumbozlarını bile kapattırdılar" dedi
"Lumbozları neden kapattırdılar?" diye sordum
"İşte tecritin seviyesini düşünün. Dışarıya bakacaksan kaptan köşkünde kapalı ortamdan bakacakmışsın. Normalde her seferinde İsrail'de gemiyi ıcıcığına cıcığına kadar köpeklerle ararlar, senin yedi ceddini sorgularlar. Bu sefer gemiye tek kişi bile gelmedi. Malı da sayım bile yapmadan indirttiler."dedi


"Mısır'da tedbirler nasıldı?" diye sordum
Gülerek 
"Tam tersi, hiç bir tedbir yoktu. Limanda gemi boşaltmada 10 kişi çalışıyor, birinde maske var o da lift operatörü. Şehre girip çıkan diğer kişilerde hiç bir tedbir yok. Gemiye gelen pilot olsun, liman görevlisi olsun tek dertleri sigara, avanta. Avantasız iş görülemiyor Mısır'da. Bir seferinde römorkör  sigara  vermedim diye beni karaya oturtacaktı, limanın içinde demir attım da durabildim." dedi


"Neden vermediniz?" diye sordum
"Yoktu, olsa vermez miyim. ama yoktan anlamıyorlar. Karadeniz kıyıları da hep öyle. Rusya'da da 600 dolar istediler, 400 vardı. Veremedim diye 6000 dolar ceza yazdılar, ama 1800 dolar rüşvetle cezayı ödemekten kurtulduk. gemi sahibinden isterken 'Sakın onlara göndermeyin, araya kaynar gider' dedim. Hele Afrika limanları; tam kim kime dum duma...
Limana giriyorsun, biri geliyor Harbour Master (Liman Başkanı) diyor, başka da bir kelime bilmiyor. Peki, avantasını veriyorsun, gittikten 15 dakika sonra bir başkası geliyor Horbour Master'ım diye. Bilemiyorsun ki hangisi... Pis yedili oynar gibi hepsine avantayı veriyorsunuz, bir standardı da yok. Karadeniz'de hiç olmazsa tarife belli." dedi
"Avrupa'ya da gittiniz mi bu seferde?" diye sordum
"Tabi Fransa, Almanya, Hollanda. Oralarda da bütün işimizi internet yoluyla hallettik. Yüzyüze temasımız olmadı. Avrupa'da zaten rüşvet-avanta diye bir şey yok. Hatta işin bitikten sonra bir de form doldurup imzalıyorsun, formda soruyor: "İşlemleriniz sırasında kimse sizden sigara para vs bir şey istedi mi?" diye...
"Türkiye'de durum nasıl?" dedim
"İkisinin ortası gibi" dedi


Fotoğraflar Gemide filminden

Pazar, Ocak 05, 2020

Düdüklü kasa






Bugün evine hırsız giren bir hasta geldi
"Değerli bir şey çalmış mı?" diye sordum
"Evde para vardı, yurt dışı tura gideceğim için 500 euro almıştım ama Allah'tan bulamamış" dedi
"Nereye saklamıştınız ki?" diye sordum
"Yeni aldığım düdüklü tencerenin içine koymuştum. Kapağı çok değişik açılıyor, ben de ilk aldığımda açamamıştım.
Hırsızlar da açamaz diye düşündüm, nitekim açamamışlar. 



Önce eşim gitti, evden telefon etti.
"Düdüklüye bak açılmış mı?" dedim. 
Hemen gitti baktı "Açılmamış" dedi, ama tarif etmeme rağmen o da açamadı" dedi.

İlk resimdeki, tıp fakültesindeyken yıllarca kapı kapı dolaşarak sattığım Emsan lastiksiz düdüklü tencere

Cumartesi, Eylül 07, 2019

Kayıp


 

Geçenlerde doğru görünenin her zaman doğru olmadığını çok acı bir şekilde öğrendim:
Hali vakti yerinde, kilolu, neşeli, yaşlıca bir hanım bundan bir süre önce ilk kez muayene olmak için başvurdu.
Şimdiye kadar hep özel hastanelerde ve meşhur doktorlara muayene olmuş olmasına karşın yaptığım muayene ve tahliller neticesinde kontrolsüz şeker hastalığı ve farkında olmadığı koroner kalp hastalığı teşhis ettim. Kendisine perhizin önemini anlattım, şeker ve koroner hastalığı için gerekli ilaçları verdim.
‘Neden beni bugüne kadar tedavi eden doktorum kalp hastalığım için tedavi vermedi?’ diye sordu,
‘Her yiğidin bir yoğurt yiyişi olduğunu, o meslektaşımın da mutlaka bir bildiği olduğunu ancak benim bilgilerime göre durumunun bu tedaviyi gerektirdiğini' söyledim.
Bu arada epeyce sohbet ettik, çocukluğu ile ilgili çok güzel hikayeler anlattı.
Bir hafta sonra şeker hastalığı kontrol altına alınınca anjiografi için Kardiyoloji'ye yönlendirdim. Oradan acil anjiografi istenince tekrar bana geldi, fikrimi aldı.



'Korkmamasını, muhtemelen bu incelemenin sonunda by-pass önerilebileceğini, kardiyologlar ne önerirse uymasını' söyledim.
Ertesi hafta ilaçlarını yazdırmaya gelen kızı hastanın iki gün sonra by-pass olacağını ve çok korktuğunu söyleyince hiç adetim olmamasına karşın evinden arayıp telefona istedim, moral verdim, ameliyattan sonra gençleşmiş olarak kendisini kontrole beklediğimi söyledim. Çok sevindi, rahatladı.
Bu arada meslektaşlarımla sohbet ederken böylesine ihmal edilmiş bir hastaya nasıl güzel tanı koyup, tedavi ettiğimi anlatıp hava attım.

Dün gözleri ağlamaktan şişmiş bir halde gelen kızı hastamın ameliyat masasından kalkamadığını söyleyince başımdan aşağı kaynar sular döküldü.



Başsağlığı diledim, pek bir şey de söyleyemedim.
Sırada bekleyen hastalara konsantre olabilmek ve hata yapmamak için konuyu kafamdan uzaklaştırmaya çalıştım ama çok zorlandım.
Poliklinik bittikten sonra sıkıntı içime çöreklendi ve bir daha da çıkmadı. 
Kayıtlarımı incelediğimde hastayla ilk tanıştığımız günden tam bir ay sonra vefat ettiğini gördüm.
Uyguladığımız tedavi teorik olarak doğru olduğu halde, hastanın bana muayeneye gelmemiş olsa büyük olasılıkla bugün hayatta olacak olması, onu bu kadar korktuğu ameliyata yönlendirmiş olmam beni çok, ama çok üzdü.
Hastamın sesi, yüzü, konuştuklarımız aklımdan çıkmadı.

Cuma, Haziran 29, 2018

ATM

 


Bugün bir bankada ATM planlamasında çalışan genç bir hasta başvurdu.
"Neye göre planlıyorsunuz ATM'leri?" diye sordum.
"Çeşitli analiz yöntemleri var. Bir bölgede hiç yoksa orda yeterli işlem hacmi olur mu diye bakılıyor. Masrafını çıkartır sonucu çıkarsa açılıyor.


 
Zira ATM kurmak masraflı bir şey. Bir kere kendisi pahalı, kirası, bakımı var, içinde kalan para için gecelik fon ödeniyor vs.  Bir defa kurulması kararlaştırıldıktan sonra yerel ekipler gidiyor, yer tespit edip, kira kontratı yapıyorlar."dedi
"Kira da mı ödeniyor. Ne miktarlarda oluyor?" diye sordum
"Yıllık en az 1500-2000 liradan başlıyor. Havaaalanı, AVM gibi yerlerde uçuyor, 50-60 bin liraya kadar çıkıyor" dedi
"ATM lerin hepsi aynı değil, farklı modelleri var değil mi, fiyatları nasıl?" diye sordum.


"Tabi, eski basit modeller 80 bin liradan başlıyor, 250 bin liraya kadar çıkıyor. Yeni modellerde yatırılan parayı kasete doldurma özelliği var. Böylece yatırılan parayı tekrar müşteriye döndürüyor. Sirkülasyonu fazla olan yerlerde yeni modelleri koyuyoruz ki para bitmesin müşteri mağdur olmasın..." dedi
"Peki siz İzmir'deki ilk ATM nerde açıldı biliyor musunuz?" diye sordum
"Eskiden parayı zarfa koyup yatırıyormuşsun onu duydum ama ilk bankamatiği bilmiyorum neredeydi?" dedi



"Kemeraltı girişindeki İşbankası'nın iskeleye bakan yüzündeydi. 1980lerin ortalarında konmuştu, çok büyük bir yenilikti. 

 

O kadar ki sırf o makineyi kullanabilmek için hesap açtırıp banka kartı almıştım. Kartı da şimdikilere göre çok kalındı" dedim

Fotoğraflar 1967 de İngiltere'de açılan ilk ATM ye ait

Pazartesi, Mart 19, 2018

Çanakkale geçilir mi?





Geçen haftaki 'Çanakkale geçilmez' reklamlarından sonra bugün bir uzun yol kaptanı muayene için başvurunca dayanamadım;  
"Gerçekten de Çanakkale için geçildi tabiri kullanılmaz mı?" diye sordum
Gülerek;
"Bugün herkes bana bunu soruyor. Sadece Çanakkale için değil İstanbul Boğazı için de geçildi değil, çıkıldı, inildi der ve yazarız.



Hatta Boğazlardaki fenerler için de; diyelim Kabatepe Feneri'ni geçiyorsak bordada bırakıldı deriz, geçildi demeyiz" dedi


 

"Böyle yapmayı nerden öğrendiniz? Okulda mı öğretiyorlar?" diye sordum
"Kimse öğretmedi. Bu öyle bir gelenektir, herkes bilir. Denizcilikte gelenekler önemlidir. 
Mesela kaptan köşkü kutsal bir mekandır. Duvarında Kuran-ı Kerim asılıdır. İçeriye adım atan herkes "Allah selamet versin" diyerek girer. Merhaba denmez, Selamün aleyküm denmez; mutlaka Allah selamet versin denilerek girilir" dedi



"Seyir defteri büyük müdür? Kim yazar, neler yazılır?" diye sordum
"365 gün yetecek kadar büyüktür. Genelde ikinci kaptan yazar, kaptan imzalar. Her türlü olay, ayrıca kaza falan olduysa ayrıntıları yazılır, gerekirse kağıt eklenir, kaptan o kağıdı da mühürler, imzalar. Seyir defterler, 5 sene saklanır" dedi




"Geminin bir de mührü mü oluyor" dedim
"Tabi ya. İcabında nikah kıyılıyor, onu neyle onaylayacağız" dedi
"Nikah kıymanın şartları nedir? İstanbul'dan İzmir'e giderken kıyılabilir mi?" dedim
"Karasularının dışında olması lazım. Aynı deftere nikahın kıyıldığı yeri, koordinatları ile yazıyoruz. Seyir sonunda defterin fotokopisini onaylayıp veriyoruz, gidip işletiyorlar." dedi
"Siz hiç nikah kıydınız mı?" diye sordum
Gülerek "Hayır kıymadım" dedi

Çarşamba, Aralık 20, 2017

Dolmuşçuluk



Bugün öksürük yakınması ile gelen bir gence sigarayı bırakmasını söyledim.
Gülerek, "Abi ben dolmuş şöförlüğü yapıyorum. Sigara-yemek arabadan olduğundan bırakmak zor" dedi
"Sigara içmezsen parasını alamıyor musunuz yani" dedim
"Yok; adam biliyor zaten içip içmediğini" dedi
"Parayı zaten gözden çıkarmış, neden içmeyene de vermiyor" diye sordum
"Abi o para, içecekse benden içsin, arabadan para çalmasın diye konmuş." dedi
"Para nasıl çalınıyor? Yevmiye ile mi çalışıyorsunuz?" diye sordum
"Hayır hasılatın % 10'unu alıyoruz. 12 saatte yaklaşık 1000 lira hasılat oluyor. Ayakta binen yolcunun parasını cebe atanlar oluyor ama ben asla arabanın haram bir kuruşunu yemem" dedi.




İşinden memnun olup olmadığını sordum.
"Çok stresli be abi..." dedi
"Neden?" diye sordum
"GPS kontrol noktaları var, onlara yetişmek için sürat yapmak zorunda kalıyorsun. Yalnız olsan neyse de can taşıyorsun. İnsan haliyle geriliyor" dedi
"Nasıl GPS noktası, o da nedir?" dedim
"Şimdi durakta 15 araba varsa bunlar 10 dk ara ile çıkıyor. Çıkarken değnekçi çıkış biletini kesiyor. Güzergahta belli noktalarda okuyucular var. O noktadan en geç kaçıncı dakikada geçmen gerektiği belli. Her gecikme dakikası için arkandaki arabaya 5 lira ödüyorsun. Bir saniye bile geç geçsen 5 lira. 10 dk gecikirsen 50 lira." dedi



"Neden böyle bir sistem kurulmuş?" diye sordum
"Arkadaki arabayı korumak için. Öndeki fazla bekleme yapıp bütün yolcuyu toplamasın, arkadakine de kalsın diye" dedi
"Kavga çıkmıyor mu bundan" dedim
"Çıkmaz mı çok çıkıyor ama sabah bir gün önceki döküm açıklanıyor; herkes birbirine borcunu ödüyor. Zaten bazen zincirleme takmış oluyorsun. Sen ona, o sana derken tapa olup gidiyor." dedi


Cumartesi, Haziran 11, 2016

Cüneyt Çakır

 
 Bugün ehliyetini yenilemek için gelen bir hasta göz muayenesi olurken:
"Daha yeni hakemlik için göz muayenesi olmuştum" dedi
"Ne hakemisiniz?" diye sordum
"Futbol yan hakemiyim" dedi
"Yan hakemlik uzmanlık alanı mı, orta hakem de olabiliyor musunuz?" diye sordum
"Eskiden 3. lig altında hem yan, hem orta hakem olunabiliyordu ama  sonra değiştirildi. Artık baştan seçtiğin alan ne ise onda ilerliyorsun, bir nevi uzmanlık oluyor tabi " dedi
"Peki hep aynı orta hakem ile mi çıkıyorsunuz maça?" diye sordum
"Hayır sadece Cüneyt Çakır'ın sabit hakem grubunda oluyor" dedi



"Diğer uluslararası hakemlerin yardımcıları sabit değil mi? " diye sordum
"Hayır şart değil. Hatta eskiden dünya kupasında yan hakemler farklı ülkelerden  bile olabiliyordu. İletişim problemleri yaşanınca  hakemlerin tümünün aynı ülkeden olması kuralı getirildi" dedi
"Maç ücretleri ne kadar?" diye sordum
"3. ligde 800, 2 ligde 1300 lira civarında, ayrıca mesafeye göre  uçak bileti veya benzin parası da alıyoruz. Tabi bunlar yan hakem ücretleri, orta hakemler yaklaşık iki katını alıyor. 
Uluslararası maçların ücretleri bambaşka tabi" dedi
"Cüneyt Çakır çok para kazanıyordur o zaman" dedim



"Yani O ve ekibi dünyalıklarını yapmışlardır diye düşünüyorum. Şöyle söyleyeyeim, Akhisar Belediye'de falan oynayan bir futbolcu kadar kazanıyordur. Bir kere Dünya kupasında görevlendirilirdiğin anda direk 110 bin euro hesabına yatıyor. 



Avrupa'da da kupaların grup maçlarında bundan 5 sene evvel maç başına 5000 euro alındığını biliyorum. Orda da hesaplama maçın seviyesi üzerinden yapılıyor, finalin ücreti çok daha fazladır" dedi