Pazartesi, Nisan 13, 2009

kriz





Bugün uzun süredir muayeneye gelmeyen işadamı bir hasta içeri girip kendini koltuğa yığılırcasına bıraktıktan sonra;
“Başım dertte Doktor!” dedi
“Hayrola, geçmiş olsun?” dedim
“İflas ettim, dükkanı kapattım, her şeyimi kaybettim” dedi
“Kriz yüzünden mi?” diye sordum
“Tabi kriz yüzünden. Teğet falan değil basbayağı deldi de geçti. Eylül’den beri işler bıçakla kesilmiş gibi durdu. Patlayan çekin haddi hesabı yok. Avukata verdiğim 1 milyonluk alacağım var alamıyorum, benim de 600 bin lira borcum var, ödeyemiyorum. Alacaklılar kapımda bağırıp çağırıyor. 50 yaşıma geldim, bunca yıldır namusumla ticaret yaptım. Yanlış yapmışım, yatırım yapayım derken balçığın içine batmışım. Yanımda 20 kişi çalıştırıyordum, hepsi şimdi işsiz ama onların durumu benden iyi.





Bu yaşımda SSK emekli maaşım dışında bir gelirim kalmadı. Evimi borçlarıma karşılık sattım. 250 bin liralık evi 195 bin liraya ancak satabildim. Satmasam ipoteği koyan banka belki 100 bin liraya satacak. Evi alandan 3 ay daha oturmak için müsaade istedim. Geçen yıl bu zamanlarda ben her hafta iki ev parası kadar ödeme yapıyordum, hiç düşünemedim böyle durumlara düşebileceğimi. Ne yapacağımı bilmiyorum, nereye gideceğiz, kimin yanına sığınacağız. O kadar faydam dokunmuş insanlar bir anda etrafımdan çekildi, değil yardım etmek zararım dokunur diye benden uzak durduklarını hissediyorum" dedi ve gözleri doldu.


Mendil verdikten sonra “Alacaklarınızı tahsil etme olasılığınız yok mu?” dedim
“Bana borçlu olanlardan biri her şeyini kaybetti, şimdi çek yüzünden hapiste. Diğeri çok büyük müteahhitti. Daha ben çocukken havaalanları, barajlar yapardı, Rotaryenlerdi çok elit bir yaşamları vardı. Şimdi karısıyla birlikte tek odalı bir evde yaşıyorlar. Neyini alacağım ben bunların, siz söyleyin” dedi




"Sizin hapse girme, mallarınızın haczedilmesi riskiniz var mı?" diye sordum
"Çekler benim kişisel çeklerim değil, o nedenle hapis olmaz ama maliyeye, SSK'ya borçlarım yüzünden haciz gelebilir. Zaten maliye ile sigorta insanın iflahını kesiyor.

Mal alıyorsun, depona koyuyorsun, ne zaman satacağın belli değil, maliye hemen ertesi ay %16.2 KDV'yi senden tahsil ediyor. Malı 6 aylık çekle sattın eline para geçmediği halde ertesi ay malın bedelinin % 18'ini KDV olarak ödemek zorundasın. 6 ay sonrasında da parayı alacağın garanti değil.




"Dardaki işletmelere destek için kısa çalışma ödeneği diye bir şey çıkarmışlardı, ondan yararlanamadınız mı?" diye sordum
"Soruşturduk. Bankaların ancak durumu iyi olana kredi vermesi gibi, ondan yararlanabilmen için vergi, SSK borcunun olmaması gerekiyormuş, yani boş laf. Bu darlıkta devlete borcu olamayan olabilir mi?"
Cebinden 20-30 biner liralık bir tomar çek çıkartarak) "Bakın bunları bugün bankadan aldım, hepsi karşılıksız. Bunlar için mi çalıştım ben. Bankaları zengin ediyoruz.Kredi faizleri 16 idi 32 ye çıkarttılar.



Bankaya 184 bin lira ödemem lazımdı, evimi sattım, ödemeye gittim 6 günde 192 bin lira olmuş, 8 bin lira sorma ver parası. Zaten en karlı 500 kuruluşa bakarsan bankalar hep en başta. Baksan 3000 personeli var, öbür tarafta sanayici 50 bin kişi çalıştırıyor, ikinci 500'e bile giremiyor" dedi



Bu tip sıkıntılar karşısında üzülmenin fizyolojik bir davranış olduğunu, hastalık olmadığını anlattım, ancak muayenesinde depresyon bulguları olduğundan Sertralin tb 1x1 yazdım.





Fotoğraflar Amerika'nın 1929 daki Büyük Bunalım'ından.

Perşembe, Nisan 09, 2009

ganyan




Bugün sakallarında dökülme nedeniyle başvuran bir hastanın tahlilleri normal çıkınca
"Stresiniz var mı?" diye sordum
"Olmaz mı Doktor Bey. Ben ganyan bayii işletiyorum. Veresiyeciler yüzünden 40 bin lira kaybettim" dedi
"Nasıl kaybettiniz?" dedim
"Adam telefon açıyor, kuponu yazdırıyor, ben makineye girdiğimde onun parasını ödemek zorundayım. Kimisine güveniyorsun, ödemiyor para senden çıkıyor. Haftada iki gün, Pazartesi-Perşembe saat 2 ye kadar makinede oynanan parayı yatırmazsan adamlar merkezden bir düğmeyle makineni kapatıyorlar." dedi
"Siz oynuyor musunuz?" diye sordum

"Ben oynasam iyice batarım. Bazen emekli subaylar geliyor, onlarla ikişer liralık sürpriz kupon yapıyoruz eğlencesine" dedi
"Böyle sürpriz, rasgele oynanmış kuponların kazandığı oluyor mu?" diye sordum
"Olmaz mı! İki gün önce bir abimiz telefonla Foça'da yazlığından olmayacak atlarla dolu bir kupon yazdırdı. 30 liralık kupona 13 bin lira kazandı. Telefon ettim, haber verdim. Tamam sen tahsil et, ben gelince senden alırım dedi. Bana da bin liralık sakal attı" dedi
"Siz tam yeddiemin gibi güvene dayalı çalışıyorsunuz yani. İkramiyeleri de ödüyor musunuz?" dedim

"8 bin liraya kadar olanları para varsa makineden ödüyoruz. Hem üzerinde para tutmamış oluyorsun, hem de ödediğin ikramiyeden % 1 prim veriyorlar. Daha yüksek ikramiyeler vergiye tabi, %10'u kesiliyor" dedi
"Yeni baylik veriyorlar mı?" dedim
"Yeni yook. Eskiler 50 bin lira hava parası ile el değiştiriyor" dedi
Sakalının sıkıntıdan dökülebileceğini , ancak yeniden çıkacağını, endişe etmemesini söyledim ve Sertralin 50 mg 1x1 PO yazdım.




Salı, Nisan 07, 2009

aile ödevi 2




“Diğer veliler sizin yaptığınız ödevi nasıl bilebiliyor?” dedim
“Okuldan ayrlmıyorlar ki!

Devlet okulu olsa anlıycam, öğretmenin gözüne girmeye çalışıyorlar diyeceğim. Anneler sabah sınıfa giriyor, çocukların ödevlerini inceleyip, öğretmenlerden son havadisleri alıyorlar. Öğleyin sefertasında yemek getirip çocuklarna yediriyorlar. Akşam çıkışta da sınıfa girip o gün neler oldu, ne ödev verildi öğreniyorlar. Milletin işi gücü yok ki. Bizimkinin sınıfında BMW cipli bir anne var, bütün işi gücü bu: İki çocuğu okula getir götür!
İşin sinir bozucu yanı veli toplantısı olduğu zaman da öğretmenlerle en çok konuşanlar bunlar, hiç yanlarından ayrılmıyorlar. Ya, zaten hergün burdasın, konuşuyorsun, bırak azcık da biz konuşalım di mi!”
dedi
“Veli toplantılarında bu konulardan şikayet etmiyor musunuz?” diye sordum
“Etmez miyiz. Son toplantıda eczacı bir hanım vardı. Öğretmene;

‘Rica ediyorum, haftada bir gün ödev vermeyin. Çocuk için değil, kendim için istiyorum, lütfen! Aile düzenimiz bozuldu, huzurumuz kaçtı, çok geriliyoruz, haftada bir gün istirahat etmek istiyoruz” dedi, öğretmenler kabul etmedi, hergün ödev olmazsa alışkanlık bozulurmuş” dedi.





“Bu iş bana hiç mantıklı gelmedi, aile katılımı olmazsa ne olurmuş. Biz okulları okuduk, ödevlerimizi yaptık, sınıflarımızı geçtik. Bu yaştan sonra daha zorla ödev yapılır mı?” dedim
“Vallahi iki yıl önce biz de aynen sizin gibi düşünüyorduk Doktor Bey. Arkadaşlarmız anlatıyor, biz de onlarla dalga geçiyorduk. İşin içine girince bu lafların bir anlamı kalmıyormuş. Çocuk daha ikinci sınıfta; SBS için kurs düşünmeye başladık. Beşinci sınıftan sonra her sene sınava gireceklermiş. Özel koleje vermeden önce bir öğretmen bana ‘En iyisi devlet okulu artı etüd. Çocuk eve ödev getirmez, rahat edersiniz’ demişti. Haklıymış!” dedi

Muayenesinde anksiyetesi dışında patolojik bulgusu olmadığından halsizliği için kan tahlillerini istedim.




Karikatürdeki çocuk: "Bu akşam ev ödeviniz yok, sevinebilirsiniz"

Pazartesi, Nisan 06, 2009

aile ödevi





Bugün uzun süredir görmediğim, en son görüştüğümüzde 6 yaşındaki çocuğuna okul seçmekle meşgul olan bir hasta halsizlik yakınması ile başvurunca kendisine
“Nasıl gidiyor okul, nereye verdiniz?” diye sordum
“Sormayın Doktor Bey, özel koleje verdik ama ev ödevi yapmaktan perişan olduk” dedi
“Nasıl yani, ben artık ilkokullarda ödev verilmeyecek diye duymuştum” dedim
Acı acı gülerek, “Yanlış duymuşsunuz. Hergün ödev verdikeri gibi, verdikleri ödevler çocuğun kendi başına asla yapamayacağı şeyler. Aile katılımı diye bir şey çıkarmışlar bütün ödevleri biz yapıyoruz. Okuma yazma bilmeyen çocuğa Atatürk’ün hayatını, annesinin, babasının, doğduğu evin resimleriyle poster şeklinde sunmasını istiyorlar. Çocuk nasıl yapacak ki? Biz araştırıp, internetten indirip, resimleri basıp, ödev hazırlıyoruz” dedi




“Çocuk ne yapıyor bu sırada?” diye sordum
“Ne yapacak, yanımızda durup mızıldanıyor. Geçen gün erozyon konusunda sunum hazırlamasını istemişler. Erozyon nedir bilmiyor ki... Ben internetten araştırdım, bir sürü akademik şey çıktı. ‘Erozyon+ilkokul’ yazdım, çıkanları derledim, Power pointle sunum hazırladım, program çalışmadı, başka program buldum, indirdim, tekrar hazırladım, canım çıktı, en son babasına bıraktım CD’ye çeksin diye. O da çekmiş ama bilgisayarın içinde unutmuş, çantasına koymamış. Ertesi gün okuldan süklüm püklüm geldi, sınıfta ödevin yapmayan bir tek bizimkiymiş!” dedi
“Başka ne ödevler veriyorlar?” diye sordum



“ Geçenlerde teknolojik bir aletin resimlerle sunumunu hazırlayın diye performans ödevi vermişler. Ödevi anlatan kağıttaa yazmıyordu ama çocuk; ‘Maket de hazırlasak olurmuş’ dedi. Biz önce ilaç kutularından falan hazırlarız diye düşündük ama sonra üşendik, büyükçe bir kartona dizüstü bilgisayarı, nasıl çalıştığını falan çizip, hazırlayıp gönderdik. Akşam çocuğa soruyoruz, ‘Sıra bana gelmedi’ diyor. Meğer bütün aileler görkemli maketler hazırlamış. Marangoza dizüstü bilgisayar yaptıranlar olmuş; tavla gibi menteşeli, açılıp kapanıyor. Birisi strafordan büro tipi, kocaman buzdolabı yapmış. Öğretmen de tabi maketi güzel olanları kaldırıyormuş, bizimki ezik kalmış. En son benzer bir performans ödevini müzik aleti için verdiler. Bu sefer biz de hırslandık. Babası kartondan, misinalarla falan güzel süslü bir gitar yaptı. Bunu gören diğer aileler alçıdan gitar döktürmüşler.Veli toplantılarında aileler birbirlerini tebrik ediyorlar, şu ödeviniz çok başarılıydı diye” dedi


">devamı var...

Cuma, Nisan 03, 2009

aşk ve diş




Bugün kırılan dişim için başvurduğum diş hekimi arkadaşım dişimin kurtulmayacağını söyleyip de üzüldüğümü görünce;
"Üzülme, ben ilk dişimi 18 yaşımda kaybettim, hem de sapasağlamdı" dedi
"Neden kaybettin?" diye sordum
"İzmir Kız Lisesinde okurken erkek arkadaşım Atatürk Lisesi'ndeydi. Okuldan kaçmak için dişimin ağrıdığını söyleyerek Atatürk Lisesinin yanındaki diş polikliniğine sevk aldım. Hesabıma göre doktor ağrı kesici verecek, ben de bütün gün arkadaşımla gezecektim.



Doktor, dişim ağrıyor der demez tuttu sapasağlam dişimi çekti. Sevgilimle buluşmaya ağzımda kanlı tamponla gittim" dedi
"Hugo'nun
Fantine'i gibi bir şey olmuş" dedim



"Yaa, ne demezsin. Ama yıllarca dişimin arasındaki boşluğu dilimle yokladıkça o günü anımsadım, hoşuma gitti. Yıllar içinde yanındaki dişler yer değiştirdiğinden yarım dişlik bir boşluk var, protez koyacak mesafe de kalmadı " dedi
"Demek ki dişlerin arasında boşluk da aşk acısı gibi azalıyor ama asla tam kapanmıyor" dedim


Perşembe, Nisan 02, 2009

yıldızlar ve zeytin çekirdeği



Bugün hemoroid için başvuran bir öğrencinin astronomi okuduğunu öğrenince ne gibi dersler gördüklerini sordum.
"Esasen yıldızların yapılarını öğreniyoruz. Yüksek matematik ve fizik var derslerde" dedi
"Yıldızların nesini okuyorsunuz?" dedim


"Yıldızlarla ilgili her şey bizim bölümde okutuluyor. zaten Türkiye'de dört astronomi fakültesi var, konuları bölüşmüşler. Bizimki yıldızları araştırıyor, İstanbul güneş konusunda çalışıyor. Kocaeli' nde de uzaydan gelen sesler dinleniyor" dedi
"Uzaydan ses mi geliyor, ne sesi geliyor?" diye hayret ettim.
"Uzaydan pek çok ses geliyor, radyoteleskoplarla dinleyip kaydediyorlar, biz de derslerde dinliyoruz. Genelde dönen cisimlerin çıkardığı sesler oluyor. Saniyede 100 defa dönen cisimler var, tıktıktık diye ses çıkartıyor" dedi


"Bu radyo teleskop çanak anten gibi birşey mi?" diye sordum
"Evet 10-15 metre çapında çanak antene benzeyen bir alet" dedi
"Okul bitince ne iş yapılıyor?" diye sordum
"Akademisyenlik dışında bir iş yok, ya da yurt dışına gidiliyor" dedi
"Gazetelerde yıldız falı yazanlar da oluyor galiba, bazen adlarının başında titrlerini görüyorum" dedim
"Onlar astroloji okuyorlar, bizimki astronomi" dedi sıkkın bir havayla; biz hekimlerin psikoloji ile psikiyatrinin karıştırImasına sıkıldığımız gibi.
"İnanıyor musun yıldız falına?" dedim
"Hayır, bilimsel bir temeli yok. Burçların oluşması güneş dünya ve takım yıldızların pozisyonlarıyla ilgili, ama bu sabit bir pozisyon değil ki. Bugün Aralık ayı Yay Burcu oluyor ama 26 bin yıl sonra başka bir burç olacak" dedi
Hemoroidi için öncelikle kabız kalmamaya çalışmasını , kuru bakliyat, meyve gibi bol posalı gıdaları tüketmesini önerdim ve ilaç yazmadım.



"Ben de bir şey sormak istiyorum. Annem nereden duyduysa hemoroide iyi geldiğini söyleyerek bana zeytin çekirdeği yutturmaya çalışıyor, ne dersiniz?" dedi
"Bunu ben de duydum, hiç tavsiye etmem. Bizim sindirim sitemimizde zeytin çekirdeğine hiç bir şey olmaz, ertesi gün aynen dışarı çıkar. Çıkarsa iyi, ama gidip barsağın köşesindeki appendiksini tıkayıp apandisite de yol açabilir. Son zamanlarda bitkilerle tedavi çok revaçta ama genelde benim duyduklarımın çoğu saçma sapan şeyler oluyor.


Öncelikle bitkilerin zararsız olduğu doğru değil, daha önce zakkumu kaynatıp içenler öldü. Ayrıca eğer bir bitkinin içinde gerçekten insan sağlığına yarayacak bir madde varsa zaten ilaç firmaları bu maddeyi izole edip, pek çok testten geçirip, standardize edilmiş dozlarda piyasaya sürüyorlar, yutması da zeytin çekirdeğinden kolaydır" dedim

Salı, Mart 31, 2009

şalvar





Toroslar'da bir dağ köyünde köylü kadınların tiyatro yapmasını anlatan Oyun adlı filmi izlerken kayınvalidem
"Bu oyıncular Mersin yöresinden herhalde" dedi
"Aksanlarından mı anladın?" diye sordum
"Hayır şalvarlarından" dedi
"Nasıl yani, şalvarlar bölgeden bölgeye değişiyor mu?" dedim

"Tabi bunlar ortadan çalmalı, yani iki bacağın arası biraz oyulmuş. Bizim Niğde'de hiç çalma olmaz, iki bacağın arası dümdüz geçer" dedi
"Sizinki daha mı rahat oluyor?" dedim
"Yoo, Mersinliler daha akıllı, çalmalı yapınca daha az kumaş gidiyor " dedi

"Kaç metreden çıkar bir şalvar?" dedim
"Ooo, eskiden 5 metreden çıkardı. Düşün, belinin etrafına 5 metre kumaş, büzdür de büzdür. Ne kadar büzgülü olursa o kadar havalıydı, şimdi öyle yaptırabilen kalmadı, 2-3 metreden çıkıyor" dedi

Şalvarların yörelere göre değiştiğini daha önce hiç farketmediğimden
"Ege'deki şalvarlar nasıl?" diye sordum
"Buralarda, Bayırdır'da, Torbalı'da falan gördüğüm , pijama gibi bacaklı oluyor. Bir de burada çizgili basma kullanıyorlar. Çizgilerin arasında çiçekli ya da sadece çizgili bile gördüm. Bizim oralarda çizgili olmaz, karman karışık çiçekli olur" dedi
Oyun filmini çeken Pelin Esmer'e de kadınlar ilk gün şalvar dikmişler, ilgili haber burada.

Pazartesi, Mart 30, 2009

ebeveynlik





Bugün ortayaşlı emekli bir öğretmen uykusuzluk yakınmasıyla başvurdu. Son zamanlarda canını sıkan bir şey olup olmadığını sordum, y

"Yok" dedi
"Gününüzü nasıl geçiriyorsunuz, dışarı çıkıyor musnuz?” diye sordum
“Pek çıkamıyorum. Benim spastik bir oğlum var, onu yalnız bırakamıyorum” dedi
30'lu yaşlardaki oğlu doğuştan spastikmiş. Konuşamıyor, yürüyemiyor, hareket edemiyormuş.


“İletişim kurabiliyor musunuz?” diye sordum
“Gözlerimizle” dedi, “Herşeyini anlarım, çok sevişiriz. Ben sürekli onu mıncıklarım, biraz sert seviyorum, onun da hoşuna gidiyor. Mesela yemeğini getirdim, önce mutlaka onu seveceğim, okşayacağım, çok mutlu olur. Sonra tamam artık yemek zamanı deyince ses tonumdan anlar, ısrar etmez” dedi
"Başka çocuk yapmayı düşünmediniz mi?” dedim


“Düşünmedik artık. Çok emek vermek gerekiyor. Babası her gün işten gelince onu kucağına alır gezdirir. Ortamıza oturturuz, birer elini tutarız, o zaman çok mutlu olur. Bir babasına, bir bana bakar durur. Denizi çok sever, onun için minibüs aldık. Malum yazlık ev olsa denize kadar taşımamız zor. Yazın deniz kıyısına gidiyoruz, denizde çok mutlu oluyor” dedi.


Muayenesinde uykusuzluk dışında depresyon bulgusu olmadığından Unisom tablet 1x1 gece yazdım ve böyle zor bir durumda ruh sağlığını koruyabilecek kadar pozitif bir insan olduğu için kendisini tebrik ettim, daha önce duyduğu ama izlemediği Sol Ayağım filmini mutlaka izlemesini önerdim.

Son fotoğraf filme uyarlanan Sol Ayağım adlı kitabında kendi hayatını yazan Christy Brown.

Perşembe, Mart 26, 2009

kombi




Bugün yabancı bir firmada kombi üretiminde çalışan bir mühendis spor salonuna kaydolmak için rapor almaya geldi.

Birlikte çalıştığımız hemşire hanım geçenlerde evine doğalgaz bağlatmak için kombi alırken pahalı olmasına karşın Vaillant’ı tercih etmiş, ben sebebini sorunca da diğer markalara göre çok daha az yaktığını söylemiş, fakat benim aklıma yatmamıştı.
Konuyu anlatıp gerçekten kombilerin gaz tüketimleri arasında klimalardaki gibi bir farklılık olup olmadığını sordum.
Biraz duraklayıp, “Var dersem yalan olur. İçlerindeki malzeme, teknoloji tamamen aynı” dedi.
Hemşire Hanım “Ben daha önce Demirdöküm ve Vaillant kulandım, tüketimleri arasında çok fark vardı” diye ısrar edince;
“Ben tabir yerindeyse makinenin ciğerini biliyorum, emin olun fark yoktur. Termostatı ne kadar açarsanız o kadar yakarsınız.



Hatta Vaillant’la Demirdöküm aynı fabrikada aynı banttan çıkıyor, sizinki psikolojik bir durum. Bu aslında Vaillant’ın markasını konumlandırıp pazarlamada ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor”
dedi.
“Peki hiç mi fark yok pahalıyla ucuz kombiler arasında” dedim
“Yok hepsi aynı. Göstergeleri daha havalı, fonksiyonları daha fazla olabilir ama ısıtma sistemleri aynı. Bir de biz yan sanayi üretimini de denetliyoruz. Ucuzlar belki güvenilirliği kanıtlanmamış üreticiden parça alıp kullanıyor olabilirler” dedi
“Kombiyi nasıl ayarlamak gerekiyor?” diye sordum.
“Peteklerin hepsini açık tutmakta fayda var, homojen bir ısınma yakıt sarfiyatını azaltır. Tek noktada bir termostat olacak, oaradan ayarlayacaksınız. Bşir de makinenin içindeki su sıcaklığını ekonomik konumda tutmakta fayda var. Biz evi biraz bilinçsiz, fazla ısıtıyoruz, sarfiyat da fazla oluyor” dedi.

Çarşamba, Mart 25, 2009

hosteslik





Bugün kan grubuna baktırmak için başvuran bir genç kız
“İşe gireceğim de” dedi
“İşe girecekseniz sağlık raporu da almanız gerekir” dedim
Sağlık raporunu İstanbul'dan aldık. Bir havayolu şirketine kabin görevlisi olarak giriyorum da, epey ayrıntılı bir sağlık taramasından geçtik, sapasağlam çıktım, çok sevindim” dedi
“Nasıl buldunuz bu işi” diye sordum
“İnternette ilan gördüm, başvurdum. Uzun görüşmeler ve testlerden sonra herkese zarflar verdiler. Benimkinde ‘Tebrik ederiz, kabin memuru oldunuz’ yazıyordu” dedi



“Can yeleği şişirme eğitimi de verdiler mi” dedim gülerek
“Evet, tam bir gün o sunumu çalıştık. Bana da komik gelirdi ama işin aslını öğrenince önemli bir iş olduğunu anlıyorsun. Mesela bir kaza anında ortalık duman olunca çıkışı yerdeki ışıkları takip ederek bulacağını anlatıyoruz. Ciddiye alınması için gülmeden anlatmamızın önemli olduğunu öğrendik” dedi
“Ücret nasıl?” dedim



“1000 lira veriyorlar, ama harcırahlar ve kabin içi satışlarla 2500’ü bulacağını sanıyorum” dedi
“Kabin içi satışlardan prim mi alınıyormuş?” dedim
“Evet satışın %40’ını uçağın personeline bırakıyorlar” dedi




Eski hostes fotoğrafları bu siteden. Son fotoğraf Onur Air'ın hac uçakları için özel tasarlanmış hostes kıyafetleri.

Pazartesi, Mart 23, 2009

il genel meclisi




Bugün ilaç yazdırmaya gelen bir hasta elini uzatıp kendini İl Genel Meclisi üyesi olarak tanıtınca, yerel seçimlerde hep oy verdiğimiz, partilerin ülke çapında başarılarını ölçtüğü bu kurumla ilgili pek bir şey bilmediğimden
“Bu meclis ne iş yapıyor?” diye sordum
"Aynen Büyük Millet Meclisi gibi seçiliyor, toplanıyor, karar alıyor, aldığı kararları da Valilik uyguluyor, yani şehri yönetiyor” dedi
“Meclisin aldığı kararı Valiliğin uygulaması zorunluluk mu? Vali itiraz edemez mi?” diye sordum
“Vali idare mahkemesine itiraz edebilir, zaman zaman oluyor. İl içinde alınacak karalardan meclis sorumludur. İzmir’in geçen yıl 150 milyon lira bütçesi vardı, meclis bütçe yapıp, uygun gördüğü şekilde dağıtıyor. Örneğin geçen yıl bir hastaneye 20 milyon lira yatırım kararı aldık, uygulandı, ek bina yapıldı. Trafikte, eğitimde ne olacak hep meclis karar verir.” Dedi
“Sadece seçilmişlerden mi oluşuyor bu meclis, yoksa atananlar da var mı?" dedim
“Tamamı seçilmişlerdendir. Her parti bölgelerden adaylarını gösterir, seçilenler meclisi oluşturur. Eskiden Vali başkanlığında toplanırdı, şimdi kendi içimizden başkan, daimi üyeler seçiyoruz. Daimi üyeler her gün bakanlar kurulu gibi toplanıyor, diğer üyeler ayda 5 kez toplanıyoruz” dedi
“İzmir meclisindeki partilerin dağılımı nasıl?” diye sordum
“123 üyenin 65’i, yani çoğunluğu AKP diğerleri CHP’li, ama bu seçimde MHP’de girecek” dedi
“Geçen seçimde niye giremedi, il çapında da mı baraj var yoksa?” dedim
“Evet aynen genel seçimler gibi barajı geçemeyen giremiyor” dedi
“Maaş alıyor musunuz?” dedim
“Huzur hakkı diye toplantı başına 70 lira alıyoruz” dedi
“Milletvekilleri gibi çalışıyor ama maaş alamıyorsunuz yani. Neden bu işi yapıyorsunuz?” dedim
“Halka hizmet için, namımız olsun diye” dedi

Burada belediye encümeni ile ilgili bir yazım daha var.

Cuma, Mart 20, 2009

yoğurt





Bugün sık idrara çıkma yakınmasıyla başvuran bir gıda mühendisine son çıkan yoğurt kodeksini sordum.

Hiç iyi olmadı, bundan sonra isteyen nişasta ile bile yoğurt yapabilir” dedi

“Piyasadaki yoğurtları nasıl buluyorsunuz?” dedim

“Çok fazla koruyucu madde katılıyor, ama hiç olmazsa süttten yapılıyordu” dedi

“Geçenlerde dolabın dibinde unutulmuş bir yoğurdu 2 ay sonra açtığımda hiç bozulmadığını gördüm, nasıl oluyor bu?” diye srodum

“Üzeri yapışkan jelatinli, hava sızdırmaz kapta ise olabilir. Çünkü o aralıktaki modifiye atmosfer, oksijen içermiyor ve karbondioksit oranı yüksek, mikroorganizmaların üreyemeyeceği bir ortam oluşuyor. Normalde insana zararı olmaz ama uzun süre beklerse karbondioksit yoğurda geçip biraz acı bir tat verebilir” dedi

“Hayır 2,5 kiloluk normal kaptaydı” dedim

“O zaman antibiyotiktendir. Ben daha önce bir süre büyük bir markanın yoğurt fabrikasında çalıştım. Delvosit diye, Nisin diye yoğurda katılan antibiyotikler var. Hem öyle ölçülü de değil, göz kararı içine bol bol atılıyor. Marketler 10-15 gün raf ömrü istiyor, başka türlü nasıl sağlayacaklar” dedi.

Tahlilleri ve muayenesi olağan olduğundan sık idrara çıkmasının stresten olabileceğini söyledim ve stresle mücadele etmek için spor yapmasını önerdim.

Çarşamba, Mart 18, 2009

konvers





Bugün adet sancısı ile özel üniversitedeki dersinden çıkıp gelen bir öğrenci “Yalınayak gezersem adet sancım çok oluyor, terlik giyersem az oluyordu. Bu sefer hem çorap, hem terlik giydim ama ağrım çok oldu” dedi
Ayağındaki bez konvers ayakkabıları işaret ederek
“Evde sıcak tutmuşsun ama dışardayken bunlar pek sıcak tutmuyor olsa gerek” dedim
Gülerek "Evet haklısınız” dedi
“Herkesin ayağında renk renk görüyorum, ne kadara satılıyor bu ayakkabılar?” diye sordum



“Normal fiyatları 120 ama indirim yakalarsan yarı fiyatına kadar düşüyor. Tabi bir tane ile yetinilmiyor, benim altı çift var” dedi.
“Ne kadar pahalıymış, bu fiyata çok kaliteli deri botlar satılıyor. Bugünlerde sizin okulda en trendy ayakkabı bu mu ” diye sordum.
“Hayır şimdi uzun çizme ve Onitsuka Tiger modelleri son trend” dedi

Adet sancısı için Flurbiprofen 2x1 yazdım ve muayene ettiğim hastalardan gördüğüm ve kokladığım kadarıyla bu tip ayakkabıların bez olmasına karşın pek sağlıklı olmadığını, giymek için en azından havaların biraz daha ısınmasını beklemesini önerdim.

İkinci resim Svarowski taşlarla süslenmiş çocuk Converse'i

Pazartesi, Mart 16, 2009

doyuran




Bugün sağlık raporu almak için başvuran bir pastacıya

“Ay çöreklerinin içine ne koyuyorsunuz, üzümlü falan, çok güzel oluyor” dedim
“Ona doyuran denir Doktor Bey, pasta olarak da satılır. Yemediniz mi hiç?” dedi
“Hayır ilk defa duyuyorum, nasıl bir pasta?” diye sordum
Gülerek;

“İşin aslı bu doyuran pastaneleri kurtaran bir şeydir. Artan, bayatlayan, hatta kimi yerlerde tabakta bırakılan pastaları karıştırır, iyice yoğurur, kıvamına göre biraz şanti, kakao, ya da fındık parçası atıp şekillendirip buzdolabında beklettin mi doyuran pastası olur. Ayçöreği ve pastişin içine koyulan da budur” dedi.

Perşembe, Mart 12, 2009

şakşuka



Bugün oldukça kilolu bir anaokulu öğretmenini son görüşmemize göre epey kilo vermiş görünce nasıl kilo verdiğin sordum.

"Sene sonu müsameresi için çocuklara şakşuka dansı öğretiyorum, bütün gün onlarla hoplaya zıplaya ben de eridim, 5 kilo verdim"
dedi
"Çocuklar o şarkıyı çok seviyor değil mi? Bir de bas gaza şarkısıyla çok dansediyorlar, görüyorum" dedim


"Bas gazayı oğlanlar seviyor, tek başlarına dans ediyorlar, kızlar kenarda durup katılmıyor. Ben çocuklara 20 şarkı dinlettim, bir tek Şakşuka'da kızlar da, erkekler de yerlerinde duramayıp oynamaya başladılar"
dedi



"Kızlar hangi şarkıda dans ediyorlar peki?" diye sordum

"Şu Erovizyona katılan kızın şarkısına bayılıyor onlar da" dedi.