Dün sırt ağrısı yakınması ile gelen 1913 doğumlu bir teyzeyi muayene ettim. Teyze ailesiyle birlikte Ermenilerden kaçarak Ağrı'dan İzmir'e savaş yıllarında trenle gelmiş. Konya'da istasyonda dedesi su dökerken geldikleri trenin altında kalıp ikiye bölünmüş. İzmir'e geldiklerinde şimdiki fuar alanına yerleşmişler. Her yer yangın yeriymiş. Sonra Behçet Uz fuarı yapmaya karar verince fuar alanında yaşayanlara şimdiki TRT binasının olduğu yerden metrekaresi 25 kuruştan büyük araziler dağıtmış. Yıllardır satıla satıla şimdi tek parça arsaları kalmış orada. Beş altı yaşlarındayken büyük bir yağış olmuş, Kahramanlar deresi taşmış, sel olmuş. Babası teyzeyi omuzuna almış, kaçarken kafasına gelen büyük dolu parçalarını birisi vuruyor sanıp 'Kim o vuran geçmişini s.tiğim' (teyze açık seçik söyledi) diye bağırıyormuş.
Muayenesinde ciğerlerinde enfeksiyon saptadığımdan Augmentin 1gr tb, Bricanyl exp sirop 3x1 yazdım ve balgamını sökebilmesi için bol su içmesini önerdim.
Haftasonu Karaburun'da otostop yapan bir köylüyü arabaya aldık. Normalde bizim götürdüğümüz 5 kilometrelik rampayı eşekle bir saatte alıyorlarmış. Eşekler kalitesine göre 200-300 ytl ye satılıyormuş. Katırlar ise 800-1000 ytl ediyormuş. Beygirlerin hepsi, çok masraflı olduğu için satılmış, çifti katırla sürüyorlarmış. Katır eşek kadar yemekle birlikte ondan daha güçlüymüş. Eşeğe ise binmesi ise daha kolaymış. Özellikle yaşlılar için eşekle seyahat daha konforluymuş. Katırla giderken hep tetikte durmak gerekirmiş. Hayvanlar yılda 6 ay, ayda 100 ytl lik saman yermiş . İyi bakılırsa bir eşek 20 yıla kadar çalışabilirmiş. 'Neden motor almıyorsunuz?' diye sormayı amcayı indirince akıl ettik.
Bugün Almanya’nın Hannover kentinden gelen bir işçi mide ağrısı yakınması ile başvurdu. Geçen hafta geldiğini söyleyince dünya kupasını sordum. Hannover ‘deki İtalya –Gana ve İsviçre-G. Kore maçlarına gitmiş. En ateşli taraftarlar İtalyan ve Almanlarmış. İngilizler de çok içip çılgınlık yapıyorlarmış. Maç biletlerine 30 ve 80 Euro ödemiş. 80 Euroluk bilet rahat koltuklarda garsonların servis yaptığı bir yerdeymiş. 30 olanda ise yer daha sıkışıkmış ve yeme içme servisi yokmuş. Statda alkollü içki de su gibi akıyormuş. Bira 1,5 Euroymuş sonra 3 olmuş. İngilizlerin olduğu bölümde satılmıyormuş. Midesi için Famoser 40 mg tb.1x1 ve Talcid susp.4x1 yazdım, demli çay ve sigaradan uzak durmasını söyledim.
Cuma, Temmuz 21, 2006
Dün de yine çıraklık merkezine kaydolmak için rapor almaya gelen bir berber çırağı ile sohbet ettik. Traş fiyatlarını sordum: Saç 5 , sakal 2,5 , saç sakal 7,5 YTL imiş. Sir ise 1 ytl’ye yapılıyormuş. Erkeklerin sir ağda yaptırdığını hiç duymamıştım. Yanakların üst bölgesindeki sakalları traş etmek istemeyenler o bölgeye sir yaptırıyorlarmış. Bir kez yaptırınca artık üç günde bir hep yaptırmak gerekiyormuş. Çırağın israrla iddia ettiğine göre müşterilerin %75 i sir ağda yaptırıyormuş. Saç kesiminde yaşlılar standart kesimi tercih ederken gençler jöleyle şekle sokmak için bir uzun bir kısa kestiriyorlarmış. Bunun için ara makası denen bir makas varmış, arada bazı saçları uzun bırakıyormuş.
Salı, Temmuz 18, 2006
Bugün çıraklık merkezine kaydolmak için sağlık raporu almak isteyen 18 yaşında bir gençle konuştuk. Çıraklık merkezlerine haftada 1 gün gidiliyormuş. Aynen normal liseler gibi kravat üniforma zorunluluğu varmış. 3 yılın sonunda sınavları verenler kalfalık belgesi alıyor, ve kalifiye eleman arayan işyerlerinde işe başlıyorlarmış. Kalfalar da 1 yıllık ustalık eğitiminden sonra ustalık belgesi alıp işyeri açma hakkına sahip oluyorlarmış. Ustalık kursunda da kıyafet, kravat zorunluymuş. Dersler Türkçe matematik dışında hep meslek dersleriymiş. İlköğretimi bitirdiğinden beri ,üç yıldır elektronik tamircisinde çıraklık yapıyormuş. Haftalığı 50 YTL imiş. Okula gittiği günler yevmiyesinden kesilmiyormuş. Zaten okula gitmesini ustası istemiş. Maliye memurları yaptıkları denetimlerde çıraklık eğitimine gitmeyen çalışanların sigortasını soruyorlarmış. Eğitime gidenlere sigorta yapılması gerekmiyormuş.
Cumartesi, Temmuz 08, 2006
Bodrum'da kitap sergisinde kitapları karıştırırken Gülriz Sururi'nin 'Gülriz'in Mutfağından' kitabından yurtdışında ,özellikle komşularımızda ringa adıyla satılan tütsülenmiş balığın, hep merak ettiğim türkçe adının ne olduğunu öğrendim:
Tirsiymiş, bildiğimiz, burun kıvırdığımız tirsi. Aynı balığa İsveç'de de Heller deniyor,ve çok az tuzla fermente (bozulmuş) konservesi yapılıyormuş. Surströmming denen bu konserve en az altı ay bekletilip ancak bombe yapınca açılır ve çok ama çok feci kokar, lavaş ekmeğin içine patates, turşu konarak yenirmiş. (Bunu da Güneş Karabuda'nın anılarından öğrendim)
İzin kullandığımdan hasta bakmıyorum ,ama yine de günü boş geçirmedim Bodrum-İzmir otobüsünde hostes koltuğunda seyahat ederken şöförden epeyce bir şeyler öğrendim: MAN otobüsler de Mercedesler gibi Türkiye’de üretiliyormuş. MAN daha önce ’85 –’87 arası iki sene şehirlerarası otobüs üretmiş ama tutulmayınca o zaman piyasadan çekilmiş, şimdi yeniden girmiş. Normal uzun MAN otobüs 280.000 euro , Mercedes 320.000 euro imiş. Mercedes'lerin ikinci eli daha iyiymiş. Kısaları 50.000 euro daha ucuzmuş. Kısada 46, uzunda 54 koltuk varmış. Uzun araba , Bodruma gidiş geliş 500 km de 460, kısası 400 YTL yakıyormuş. İki yaşındaki otobüs şimdi 150.000 euro ediyormuş, yani iki senede 130 000 euro değer kaybetmiş.’Siz ayda 5000 euro kemiksiz para kazanabiliyor musunuz ki bu kadar amortisman ödüyorsunuz?’ diye sordum. Kazanamıyorlarmış. Bilet parasının % 25 ini şirket komisyon alıyormuş. Ayrıca ikramlar, otogar paraları, şehir içi servis ücretleri, hatta kredi kartı komisyonları arabaya aitmiş. İkramları şirketten almak zorunluymuş. İzmir Otogarına giriş 35, Bodrum 25, Milas 15 YTL imiş. Otobüs başına 35 YTL şehir içi servis ücreti kesiliyormuş. Cebinden ücretin dökümünü çıkardı, tam dolu arabanın 700 YTL lik bilet ücretinden yazıhane ve kredi kartı komisyonları düşülünce eline 500 YTL kalmış. Üstelik araba haftada iki gün böyle dolu olurmuş, boş gittiği günler de cabası. ‘E akıllı işi değil bu şartlarda çalışmak ‘dedim. Patronları da öyle söylüyormuş (arabalar turizm işi yapan bir şirkete aitmiş). Bir iki yıl içinde toplu taşımacılıktan tamamen çekilip sadece turizme ağırlık vereceklermiş. O zaman taşımacılık şirketleri kendi arabalarını çalıştıracak, yeni bir düzen olacakmış. ‘Belki ikramlardan keserler’ dedi . Bu kadar acınacak durumda olduklarını görünce bilet istemekten, vermezlerse de şikayet etmekten vaz geçtim. Muavin İzmir’e gelince servise binebilmem için koltukta bırakılmış bir bileti getirip istemeden verdi.
Pazartesi, Temmuz 03, 2006
Geçen hafta prostat ilacı yazdırmaya gelen emekli bir albayla konuştuk.Kıbrıs harekatından hemen önce emekli olmuş. Harekattan önce çevresine biz kendi gemimizi batırırız diye söylemiş. Savaş sırasında da harekat merkezine Deniz kuvvetleri komutanı girerken TV de göstermişler. Komutanın yıkılmış görüntüsünden geminin battığını tahmin etmiş. Nitekim iki üç gün sonra açıklanmış. 'Peki nasıl tahmin ettiniz kendi gemimizi batıracağımızı' diye sordum. Planlar çok karışık ve uygulanması zormuş,koordinasyonu eksikmiş. 'Bizim orduyu PKK ile mücadele dirileştirdi,yoksa ben teğmenken elimize dört zeytin bir somun ekmek verip kara trenle göreve gönderirlerdi' dedi.
(resimler dönemin 45'lik plak kapakları)
Cuma, Haziran 30, 2006
Dün dip taramasında çalışan bir liman işçisi gözde yanma ve kaşıntı yakınması ile başvurdu. 20 yıldır bu işi yapıyormuş, işe başladı başlayalı İzmir Limanı'nın girişine derin bir geçit yapılacakmış, ama yapılmamış. Bu nedenle ağır tonajlı gemileri Yunan limanlarına kaçırıyormuşuz. Bazı gemilerin su kesimi (suda kalan kısımları) 15 metreyi buluyormuş. Bizim İzmir Limanı ise 10- 11 metreymiş. Dip taramak için çok güzel gemilerimiz varmış ama nedense yapmıyormuşuz. Eskiden iki ağızlı kepçelerle dip taranırken şimdi dozerlerin çok büyükleri gibi makineler kullanılıyormuş. Görev sahalarını genişlettiklerinden İskenderun’a kadar geçici görevle çalışmaya gönderiyorlar fakat yoluk vermiyorlarmış. İskenderun Limanı'nın dibi çok sertmiş kepçeleri kırarmış, ama İzmir Limanı cıvıkmış, dibini taraması kolaymış. İnciraltı’ndan limana kadar 250-300 metre genişliğinde 15 metre derinliğinde bir giriş yolu yapılması gerekiyormuş. Son planlara göre 7 yılda bitecekmiş. Gözü için İndobiotik damla 3x1 , Tobrased oft. pom. 2x1 verdim ve gözünü ovuşturmamasını söyledim.
Perşembe, Haziran 29, 2006
Bugün emekli bir otoban planlama teknisyeninin ilaçlarını yazdım. Emekli olana kadar otobanların planlanmasında görev yapmış. Bir otoban yapılmaya karar verildiğinde bütün planını önce bunlar yaparlarmış. Bu konuda Türkiye ’87 den beri çok ileri gitmiş , artık yabancı ülkelerde de planlama yapıyormuşuz. Eskiden yapılan otobanlar E 5 kalitesindeymiş.
Bolu Tüneli’ni sordum: Hükumet önce 2 şeritli yapmayı planladığı yolu, yolda yapılan araç sayımları sonucu yetersiz görüp üç şeritliye çevirmeye karar vermiş. Üç şerit demek 3x 375 cm + 200 cm de servis şeridi demekmiş. Bolu tüneli ayrıca gidişi gelişi doğal malzeme ile ayrılmış iki tünelden oluşuyormuş. İki şerit genişliğine göre yapılan hesaplar tünel üç şeride çıkarılınca şaşmış, çökmeler, yer altı sularından su baskınları olmuş. Ayrıca depremde viyadükler de hasar görmüş. Sigorta şirketinin çabalarıyla Japonlar gelip hasar gören viyadükleri tellerle çektirip sağlamlaştırmışlar. Aydın otobanındaki Selatin tünelinin neden dağın içinde dönüp durduğunu sormayı unuttum!
Pazartesi, Haziran 26, 2006
Geçen hafta kan şekerini ölçtürmek için gelen 70 yaşında doğma büyüme Mordoğan'lı bir teyzeye Mordoğan'a vapur çalıştığı zamanları hatırlayıp hatırlamadığını sordum. '12 yaşına kadar o vapurlarla gelip gittik' dedi. Vapur haftada iki gün, Pazartesi Perşembe İzmir'den kalkar, Urla, Ada, Mordoğan, Karaburun, Foça yapar, gece Foça'da kalır, ertesi gün aynı iskelelere uğrayarak dönermiş. Önce Uşak vapuru varmış, sonra bozulunca yerine Bandırma vapuru gelmiş. Biri siyah biri beyazmış. Vapur ücreti 120 kuruşmuş, ama hep zarar eder, sadece 9 Eylül'de İzmir Fuarı günlerinde kara geçermiş. 1948 de burunsuz, kamyondan bozma kaptıkaçtılar 3 liraya hergün karadan yolcu taşımaya başlayınca vapurları kalkmış. O zamanlarda karadan da denizden de Karaburun İzmir arası 4 saat sürüyormuş. Şekeri yüksek olduğundan diyetine daha sıkı uymasını önerdim ve Glifor tb 3x1 tok yazdım.
Cuma, Haziran 23, 2006
Geçen hafta tam THY tartışmalarının üzerine kolesterol ilaçlarını yazdırmaya gelen emekli bir THY üst düzey yöneticisini muayene ettim. Hep merak ettiğim bir konuyu açtım, uçaklara son anda çok ucuza ya da hostesi, pilotu tanıyorsan bedavaya binilip binilemeyeceğini sordum. Bu mümkün değilmiş, her şey kompüterize olduğundan kaçak yolcu olamazmış, ayrıca son dakikada çok ucuz bilet satılsa herkes son dakikayı beklermiş. Cem Kozlu’yu sordum. ‘Çok zeki bir adamdı' dedi, 'İşi biliyordu, her sabah masama gelir oturur ,bir yandan çay içer bir yandan dünkü haberleri alırdı, önemli bir şey varsa ben üzerinden es geçsem bile yakalar, yerinde görür, çözerdi’ . Geceleri aniden denetimler yapar herkesi uyanık tutarmış, ama bunları kuruma hakim olana kadar bir iki sene yapmış. Ondan sonra işi profesyonel yöneticilere bırakıp süpervizyonla yetinmiş, zaten daha sonra politikaya geçmiş ,milletvekili olmuş. Şimdiki yönetimi,Temel Kotil'i nasıl bulduğunu sordum, ‘ İyi bir insan, akademik bir kişi’ dedi. Yaptığımız tahlillerde kan yağları normal sınırlarda olduğundan ilaç yazmadım ve tahlilleri bir ay sonra tekrarlamasını önerdim.
Perşembe, Haziran 22, 2006
Bugün antidepresan ilaç yazdırmaya gelen Tetrapak'dan emekli olmuş bir işçi ile konuştuk. Tetrapak yılda 250 milyon kutu kapasiteli son döneme kadar Türkiye’de tekel oluşturmuş bir kuruluşmuş. Kapasitesinin büyük bölümü İran ve Türki Cumhuriyetlere ihraç ediliyormuş. Bir kutu dıştan içe sırasıyla polietilen, karton, polietilen, alümnyum, yapıştırıcı polietilen ve koruyucu polietilen olmak üzere altı katmandan oluşuyormuş. Fabrika malzemeyi tabaka halinde dolum yapan tesise veriyor, yine fabrikanın sattığı makinelerde tabaka kağıt önce boru haline getiriliyor, makineden geçerken önce altı , sonra içine süt vs dolarken bir kelepçeyle üzeri, içinde hiç hava kalmayacak şekilde kapanıyormuş. İşin püf noktası içinde hiç hava kalmaması imiş. İçinde hava kalırsa ya da kutu darbe alıp alüminyum tabaka hasar görürse, içindeki son kullanma tarihinden önce bozulurmuş.Alüminyum ışık almaması içinmiş. Tetrapak bu makineleri verirken sadece benim ürettiğim kağıtları kullanacaksınız diye sözleşme imzalıyor, servisleri bakımını piyasadan yüksek fiyatlarla yapıyormuş. İki yıl önce yurdışında bir firma dava açıp kazanınca bu tekel ortadan kalkmış, şimdi Tetrapak’ın verdiği makinelerde başka fabrikaların malzemelerine dolum yapılabiliyormuş. Hemen Tetrapak’tan ayrılanların kurduğu fabrikalar piyasaya ortak olmuşlar. Poşetsan diye bir firma 200 cc lik kutularda pazara epey hakim olmuş. Tatrapak da yeniden yapılanmaya gitmiş. Alman bir müdür gelmiş, ortalığın dumanını attırmış. Satış fiyatlarını %20 civarında indirdiği gibi bütün giderleri de kısmış. Yemekler kartla yenir olmuş, geçen sene günlük yakıt dahil 70 ytl yevmiye ile çalışan işçi servisleri bu sene 40 ytl ye çalışıyorlarmış. Hepsi mazot parasına dayanamayıp daha az yaktığı için Volkswagen minibüsler almışlar
Bugün barda elini kesen bir barmenin parmakların dikiş attım. Son zamanlarda hangi kokteyller moda diye sordum dikiş atarken. Kızlar genelde meyveli karışımlar istiyorlarmış, votka çok modaymış. Votkalı meyve kokteyli yaparken kat kat kalıp karışmaması için her meyve suyunun arasına votka koymak gerekliymiş. Erkekler ise viskili sert kokteyller ya da bira içiyorlarmış. Meyve kokteylleri 4,5, sert kokteyller 7,5 yeni liraymış. En sevdiği kokteyli sordum. 'Bir malzemem eksik, ama İsveç kokteylini seviyorum 'dedi. Birer ölçü votka , cin ve Malibu karıştırılıp şeykırda buzla çalkalanacakmış. Eksik olan da tabii ki Malibu imiş. Elini suya sokmamasını ve dikişler eklem üzerinde olduğu için 14 gün sonra aldırmasını söyledim. Sigortasız çalıştığından dışarda bekleyen patronu dikiş ücreti olan 29 YTL yi ödedi,çıktılar.
Çarşamba, Haziran 21, 2006
geç Bugün 1924 doğumlu Ankara’lı bir emekli öğretmen, protez dişinin altında ağrı yakınması ile başvurdu. Sohbet sırasında Atatürk’ü hiç görüp görmediğini sordum. Elini öpmek nasip olmamış ama iki kez bayramlarda görmüş. Sarı saçlı muhteşem bakışlı bir adammış. Kimse gözlerine bakmaya cesaret edemezmiş. Öldüğü gün Gazi lisesinde derstelermiş. Gazi lisesi Hergele meydanındaymış, dersliklerinin camından Meclisin bayrağı görünüyormuş. Ders sırasında bayrağın yarıya indiğini görünce öğretmenlerine söylemişler. Öğretmenleri coğrafyacı Gündüz Bey hemen gelmiş bakmış, Atatürk öldü çocuklar deyip kürsüye çıkmış, O’ndan bahsederken aniden bayılıp yere yığılmış. Kolonyalarla ovup kendine getirmişler. Cenazesinde sadece Ankara halkı değil dünyanın bütün milletlerinden birer bölük asker tabutunun arkasında yürümüş. Protezinin altındaki tahriş için Andorex gargara 3x1 , Parol tablet 3x1 verdim ve diş hekimine protezini göstermesini önerdim.
Hayat sanki bir deniz, biz de suyun üzerinde ilerliyoruz. İlk zamanlarda, çocuklukta falan, deniz çok dalgalı, sen ise sanki ufak bir salın üzerinde çırpınıyor, bir an önce hızlı hızlı gitmek istiyor, ancak pek fazla yol alamıyorsun.
Zaman geçtikçe teknen büyüyor, kalitesi ve hızı artıyor, ancak senin hızlı gitme isteğin git gide azalıyor.Yavaş yavaş tadını çıkararak gitmek, etrafı seyretmek istiyorsun. Ancak çocuklukta hızlı gitmek ne kadar zorsa, yaşlandıkça yavaşlamak da o denli zorlaşıyor. Bütün motorlarını istop etsen bile artık kocaman bir gemi olmuş olan aracın çarşaf gibi denizin üzerinde hızla ve sessizce kayıyor. Sen ise güverteden geminin pruvasının yardığı suların iki yana doğru açılarak uzaklaşmasını ve ufukta beliren karşı kıyının hızla yaklaşmasını hüzünle izliyorsun.